<?xml version="1.0" encoding="utf-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/">
	<channel>
		<title>SanalOdev.Com - Ücretsiz Ödev ve Bilgi Paylaşım Siteniz - Tüm Forumlar</title>
		<link>http://sanalodev.com/</link>
		<description>SanalOdev.Com - Ücretsiz Ödev ve Bilgi Paylaşım Siteniz - http://sanalodev.com</description>
		<pubDate>Wed, 09 Jul 2008 13:14:14 +0100</pubDate>
		<generator>MyBB</generator>
		<item>
			<title>türkiye</title>
			<link>http://sanalodev.com/showthread.php?tid=1027</link>
			<pubDate>Sat, 14 Jun 2008 16:39:26 +0100</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://sanalodev.com/showthread.php?tid=1027</guid>
			<description><![CDATA[Türkiye, resmî adıyla Türkiye Cumhuriyeti (Türkiye Cumhuriyeti (help·info)), Kuzey yarımkürede, Avrupa ve Asya kıtalarının kesişme noktasında bulunan bir ülkedir. Ülke topraklarının büyük bir bölümü Anadolu yarımadasında, kalanı ise Balkan Yarımadası'nın uzantısı olan Trakya'da bulunur. Ülkenin üç yanı Akdeniz, Karadeniz ve bu iki denizi birbirine bağlayan Boğazlar ile Marmara Denizi ve Ege Denizi ile çevrilidir. Komşuları Yunanistan, Bulgaristan, Gürcistan, Ermenistan, Azerbaycan (Nahçıvan Özerk Bölgesi ile), İran, Irak ve Suriye'dir.

Çağdaş Türkiye, Osmanlı Devleti'nin I. Dünya Savaşı sonunda yıkılmasından sonra, imparatorluğun Türk nüfus çoğunluğuna sahip toprakları üzerinde kurulmuştur. 1923 yılında cumhuriyeti kuran Mustafa Kemal Atatürk, çağdaş Türk devletinin kurucusu olarak kabul edilir.

Birleşmiş Milletler, NATO, Avrupa Konseyi ve İslam Konferansı Örgütü Türkiye'nin üye olduğu uluslararası örgütlerdendir. 3 Ekim 2005 tarihinden itibaren Avrupa Birliği'ne tam üyelik için müzakerelere başlanmıştır. 2007 yılı itibariyle Türkiye'de kişi başına düşen milli gelir 10.000 Amerikan Doları'na yaklaşmıştır.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Türkiye, resmî adıyla Türkiye Cumhuriyeti (Türkiye Cumhuriyeti (help·info)), Kuzey yarımkürede, Avrupa ve Asya kıtalarının kesişme noktasında bulunan bir ülkedir. Ülke topraklarının büyük bir bölümü Anadolu yarımadasında, kalanı ise Balkan Yarımadası'nın uzantısı olan Trakya'da bulunur. Ülkenin üç yanı Akdeniz, Karadeniz ve bu iki denizi birbirine bağlayan Boğazlar ile Marmara Denizi ve Ege Denizi ile çevrilidir. Komşuları Yunanistan, Bulgaristan, Gürcistan, Ermenistan, Azerbaycan (Nahçıvan Özerk Bölgesi ile), İran, Irak ve Suriye'dir.

Çağdaş Türkiye, Osmanlı Devleti'nin I. Dünya Savaşı sonunda yıkılmasından sonra, imparatorluğun Türk nüfus çoğunluğuna sahip toprakları üzerinde kurulmuştur. 1923 yılında cumhuriyeti kuran Mustafa Kemal Atatürk, çağdaş Türk devletinin kurucusu olarak kabul edilir.

Birleşmiş Milletler, NATO, Avrupa Konseyi ve İslam Konferansı Örgütü Türkiye'nin üye olduğu uluslararası örgütlerdendir. 3 Ekim 2005 tarihinden itibaren Avrupa Birliği'ne tam üyelik için müzakerelere başlanmıştır. 2007 yılı itibariyle Türkiye'de kişi başına düşen milli gelir 10.000 Amerikan Doları'na yaklaşmıştır.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title>eugéne chevreul</title>
			<link>http://sanalodev.com/showthread.php?tid=1026</link>
			<pubDate>Sat, 14 Jun 2008 16:37:18 +0100</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://sanalodev.com/showthread.php?tid=1026</guid>
			<description><![CDATA[Eugéne Chevreul Fransız kimyacısı 1786'da Angers'de (Fransız) doğdu.1889'da paris'te öldü. mumu,sabunu ve birçok boya maddesini icat etti.buluşlarıyla ressamlara yepyeni ufuklar açtı.

Ölümünden birkaç ay önce 103 yaşına basan Chevreul,hala araştırmaya devam ediyordu.Hala öğrenmek ve bilim dünyasında daha fazla yenilik yapmaya çalışıp didiniyordu.Daima başka yeni bilgiler elde etmek amacıyla harcadığı çabaya çevresindekiler şaşıyordu. Yağlı cisimler üzerindeki kimyasal araştırmaları,ona stearin'in (yağlarda bulunanve gliserinle stearik asitten birleşmiş olan beyaz madde)özelliklerini keşfetmek ve giderek ekonomik,kokusuz,modernmumları yapmıştır.Yaptığı mumlar özelliklede yanınca pis kokan ve tüten balmumlarının yerini aldı.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Eugéne Chevreul Fransız kimyacısı 1786'da Angers'de (Fransız) doğdu.1889'da paris'te öldü. mumu,sabunu ve birçok boya maddesini icat etti.buluşlarıyla ressamlara yepyeni ufuklar açtı.

Ölümünden birkaç ay önce 103 yaşına basan Chevreul,hala araştırmaya devam ediyordu.Hala öğrenmek ve bilim dünyasında daha fazla yenilik yapmaya çalışıp didiniyordu.Daima başka yeni bilgiler elde etmek amacıyla harcadığı çabaya çevresindekiler şaşıyordu. Yağlı cisimler üzerindeki kimyasal araştırmaları,ona stearin'in (yağlarda bulunanve gliserinle stearik asitten birleşmiş olan beyaz madde)özelliklerini keşfetmek ve giderek ekonomik,kokusuz,modernmumları yapmıştır.Yaptığı mumlar özelliklede yanınca pis kokan ve tüten balmumlarının yerini aldı.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title>ibni sina</title>
			<link>http://sanalodev.com/showthread.php?tid=1025</link>
			<pubDate>Sat, 14 Jun 2008 16:30:46 +0100</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://sanalodev.com/showthread.php?tid=1025</guid>
			<description><![CDATA[İbn-i Sina (tam adı Ebu Ali el-Hüseyin ibni Abdullah ibn-i Sina el-Belhi, Farsça: &#1575;&#1576;&#1608;&#1593;&#1604;&#1609; &#1587;&#1610;&#1606;&#1575;/&#1662;&#1608;&#1585;&#1587;&#1610;&#1606;&#1575;) (d. 980, Buhara yakınları - ö. 1037, Hemedan), Türk filozof ve hekim.

Samanoğulları sarayı kâtiplerinden Abdullah Bin Sina'nın oğlu olan İbn-i Sina (Batı'da Avicenna adıyla tanınır), babasından, ünlü bilgin Natili'den ve İsmail Zahit'ten ders aldı. Geometri (özellikle Eukleides geometrisi), mantık, fıkıh, sarf, nahif, tıp, doğabilim üstüne çalışmalar yaptı. Farabi'nin el-İbane's\ aracılığıyla Aristoteles felsefesini ve metafiziğini öğrenip, hastalanan Buhara prensini iyileştirince (997) saray kütüphanesinden yararlanma olanağına kavuştu. Babası ölünce, Cür-can'da Şiraz'lı Ebu Muhammed'ten destek gördü, (Tıp Kanunu'nu Cürcan'da yazdı). Çağında tanınan bütün Yunan filozoflarının Anadolu doğacılarının yapıtlarını incelemiştir.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[İbn-i Sina (tam adı Ebu Ali el-Hüseyin ibni Abdullah ibn-i Sina el-Belhi, Farsça: &#1575;&#1576;&#1608;&#1593;&#1604;&#1609; &#1587;&#1610;&#1606;&#1575;/&#1662;&#1608;&#1585;&#1587;&#1610;&#1606;&#1575;) (d. 980, Buhara yakınları - ö. 1037, Hemedan), Türk filozof ve hekim.

Samanoğulları sarayı kâtiplerinden Abdullah Bin Sina'nın oğlu olan İbn-i Sina (Batı'da Avicenna adıyla tanınır), babasından, ünlü bilgin Natili'den ve İsmail Zahit'ten ders aldı. Geometri (özellikle Eukleides geometrisi), mantık, fıkıh, sarf, nahif, tıp, doğabilim üstüne çalışmalar yaptı. Farabi'nin el-İbane's\ aracılığıyla Aristoteles felsefesini ve metafiziğini öğrenip, hastalanan Buhara prensini iyileştirince (997) saray kütüphanesinden yararlanma olanağına kavuştu. Babası ölünce, Cür-can'da Şiraz'lı Ebu Muhammed'ten destek gördü, (Tıp Kanunu'nu Cürcan'da yazdı). Çağında tanınan bütün Yunan filozoflarının Anadolu doğacılarının yapıtlarını incelemiştir.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title>al&nbsp;&nbsp;capone</title>
			<link>http://sanalodev.com/showthread.php?tid=1024</link>
			<pubDate>Sat, 14 Jun 2008 16:29:05 +0100</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://sanalodev.com/showthread.php?tid=1024</guid>
			<description><![CDATA[Alphonse Capone (kısaca Al Capone, okunuşu: Alkapon), (d. 17 Ocak 1899, New York &#8211; ö. 25 Ocak 1947, Florida). İtalyan asıllı mafya lideridir.

Amerikan ekonomisinin zor günler yaşadığı 1930'larda güç kazanmaya başlayan Al Capone dönemin yasakları ve bu yasakların doğurduğu fırsatları son derece profesyonel yöntemlerle karşılamış, böylece hem maddi hem de politik güçlerini artırmıştır.

Büyük Buhran yıllarında neredeyse hükümet kadar söz sahibi olan ünlü gangster Al Capone suç işlemeye çocukken başladığını şu sözlerle açıklamıştır;

    Çocukken her akşam yatmadan önce Tanrı'ya bana bir bisiklet vermesi için dua ederdim. Bir gün Tanrı'nın çalışma tarzının bu olmadığını anladım. Ertesi gün gittim kendime yeni bir bisiklet çaldım ve her akşam yatmadan önce Tanrı'ya günahlarımı affetmesi için dua ettim.

Al Capone'un işlediği en kanlı olay rakibi Bugs Moran çetesinden 7 kişiyi polis kiyafeti giymiş adamlarına öldürttüğü katliamdır. Amerika'da çok meşhur olmuştur. Kartvizitinde "Kullanılmış Mobilya Satıcısı" yazan Al Capone, 17 Mayıs 1929'da ruhsatsız silah taşımaktan bir yıl hapis cezası yedi.

İşlediği diğer suçlardan dolayı bir türlü yakalanamayan Al Capone, vergi kaçakçılığından 22 Ekim 1931 tarihinde 11 yıl hapis cezası aldı ve Alkatraz Hapishanesi'ne girdi. Hapishaneden çıktıktan sonra 1947 senesinde öldü. Alcatraz hapishanesindeki şartlar sebebiyle çok sert bir insandan oldukça bir yumuşak bir insana dönüştü. Bu yüzden hapishaneden sonra Chicago Outfit'in başına yeniden geçemedi ve ölümüne kadar Florida'da sakin bir hayat yaşadı.

    * Al Capone'nin en az onbeş bin adamı olduğundan bahsedilir.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Alphonse Capone (kısaca Al Capone, okunuşu: Alkapon), (d. 17 Ocak 1899, New York &#8211; ö. 25 Ocak 1947, Florida). İtalyan asıllı mafya lideridir.

Amerikan ekonomisinin zor günler yaşadığı 1930'larda güç kazanmaya başlayan Al Capone dönemin yasakları ve bu yasakların doğurduğu fırsatları son derece profesyonel yöntemlerle karşılamış, böylece hem maddi hem de politik güçlerini artırmıştır.

Büyük Buhran yıllarında neredeyse hükümet kadar söz sahibi olan ünlü gangster Al Capone suç işlemeye çocukken başladığını şu sözlerle açıklamıştır;

    Çocukken her akşam yatmadan önce Tanrı'ya bana bir bisiklet vermesi için dua ederdim. Bir gün Tanrı'nın çalışma tarzının bu olmadığını anladım. Ertesi gün gittim kendime yeni bir bisiklet çaldım ve her akşam yatmadan önce Tanrı'ya günahlarımı affetmesi için dua ettim.

Al Capone'un işlediği en kanlı olay rakibi Bugs Moran çetesinden 7 kişiyi polis kiyafeti giymiş adamlarına öldürttüğü katliamdır. Amerika'da çok meşhur olmuştur. Kartvizitinde "Kullanılmış Mobilya Satıcısı" yazan Al Capone, 17 Mayıs 1929'da ruhsatsız silah taşımaktan bir yıl hapis cezası yedi.

İşlediği diğer suçlardan dolayı bir türlü yakalanamayan Al Capone, vergi kaçakçılığından 22 Ekim 1931 tarihinde 11 yıl hapis cezası aldı ve Alkatraz Hapishanesi'ne girdi. Hapishaneden çıktıktan sonra 1947 senesinde öldü. Alcatraz hapishanesindeki şartlar sebebiyle çok sert bir insandan oldukça bir yumuşak bir insana dönüştü. Bu yüzden hapishaneden sonra Chicago Outfit'in başına yeniden geçemedi ve ölümüne kadar Florida'da sakin bir hayat yaşadı.

    * Al Capone'nin en az onbeş bin adamı olduğundan bahsedilir.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title>ali samiyen stadyumu</title>
			<link>http://sanalodev.com/showthread.php?tid=1023</link>
			<pubDate>Sat, 14 Jun 2008 16:26:28 +0100</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://sanalodev.com/showthread.php?tid=1023</guid>
			<description><![CDATA[Ali Sami Yen Stadyumu İstanbul'un Mecidiyeköy semtinde, Galatasaray Spor Kulübü'nün yönetiminde bulunan stadyum.1940'ta Taksim Stadı'nın yıkılması üzerine, sahasız kalan Beyoğlu semti kulüpleri için bugünkü stadın bulunduğu arazi Beden Terbiyesi Genel Müdürlüğü tarafından satın alınarak, Galatasaray Spor Kulübü'ne kiralanmıştır.Stadın yapımına ancak 1943'te başlanabildi.Ancak inşaatın Galatasaray Spor Kulübü'nün maddi imkanlarıyla yürütülemediği görüldüğünden dolayı İş Beden Terbiyesi Genel Müdürlüğü'ne devredildi.Stadın inşaatı duraksamalarla sürerek, ancak 1964 yılında tamamlanabildi ve de resmî açılışı 20 Aralık 1964'te Türkiye-Bulgaristan karşılaşmasıyla yapıldı. Adını Galatasaray'ın kurucusu Ali Sami Yen`den alan stadyum, 49 yıllığına Galatasaray Futbol Takımına kiralanmıştır. Stad 1,400 lüks 290 KVA projektör ile aydınlatıliyor. Aydınlatılmasına 1965 yılında başlanmış olan stadın aydınlatma sistemi 1993'te yenilenmiştir. Stadın rekor katılımı ise 1987'de Galatasaray-Eskişehirspor arasinda oynanan mac'da gerçekleşmiştir, bu maçı 39.000 kişi izlemişti. Stadın şuanki kapasitesi 24.000 kişidir. Sahanın genişliği ise 105m x 65m dir.

Galatasaray bu stadda Avrupanın birçok ünlü kulubünü yenmiştir. Bunlar arasında Real Madrid, Bologna, S.S. Lazio, Leeds United, R. Mallorca, Paris Saint Germain, Glasgow Rangers gibi Avrupa'nın üst düzey kulüpleri bulunmaktadır.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Ali Sami Yen Stadyumu İstanbul'un Mecidiyeköy semtinde, Galatasaray Spor Kulübü'nün yönetiminde bulunan stadyum.1940'ta Taksim Stadı'nın yıkılması üzerine, sahasız kalan Beyoğlu semti kulüpleri için bugünkü stadın bulunduğu arazi Beden Terbiyesi Genel Müdürlüğü tarafından satın alınarak, Galatasaray Spor Kulübü'ne kiralanmıştır.Stadın yapımına ancak 1943'te başlanabildi.Ancak inşaatın Galatasaray Spor Kulübü'nün maddi imkanlarıyla yürütülemediği görüldüğünden dolayı İş Beden Terbiyesi Genel Müdürlüğü'ne devredildi.Stadın inşaatı duraksamalarla sürerek, ancak 1964 yılında tamamlanabildi ve de resmî açılışı 20 Aralık 1964'te Türkiye-Bulgaristan karşılaşmasıyla yapıldı. Adını Galatasaray'ın kurucusu Ali Sami Yen`den alan stadyum, 49 yıllığına Galatasaray Futbol Takımına kiralanmıştır. Stad 1,400 lüks 290 KVA projektör ile aydınlatıliyor. Aydınlatılmasına 1965 yılında başlanmış olan stadın aydınlatma sistemi 1993'te yenilenmiştir. Stadın rekor katılımı ise 1987'de Galatasaray-Eskişehirspor arasinda oynanan mac'da gerçekleşmiştir, bu maçı 39.000 kişi izlemişti. Stadın şuanki kapasitesi 24.000 kişidir. Sahanın genişliği ise 105m x 65m dir.

Galatasaray bu stadda Avrupanın birçok ünlü kulubünü yenmiştir. Bunlar arasında Real Madrid, Bologna, S.S. Lazio, Leeds United, R. Mallorca, Paris Saint Germain, Glasgow Rangers gibi Avrupa'nın üst düzey kulüpleri bulunmaktadır.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title>ernesto che guevara</title>
			<link>http://sanalodev.com/showthread.php?tid=1022</link>
			<pubDate>Sat, 14 Jun 2008 16:12:11 +0100</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://sanalodev.com/showthread.php?tid=1022</guid>
			<description><![CDATA[Ernesto Guevara, kısaca Che Guevara ya da el Che, (14 Haziran 1928Doğum tarihi[&#8250;] - 9 Ekim 1967), Arjantin doğumlu doktor, Marksist politikacı ve dönemin Küba gerillaları ile Enternasyonalist gerillalarının lideri.

Tıp eğitimi alırken Latin Amerika&#8217;yı baştan başa dolaştı ve bu sayede birçok insanın karşı karşıya kaldığı yoksulluğu doğrudan gözlemleyebildi. Bu deneyimler sonucunda bölgedeki ekonomik eşitsizliği ortadan kaldırmanın tek yolunun devrim olduğuna ikna olarak Marksizm&#8217;i incelemeye başladı ve Başkan Jacobo Arbenz Guzmán'ın önderliğinde Guatemala&#8217;nın sosyal devrimine katıldı.

Bir süre sonra 1959 yılında Küba&#8217;da yönetimi ele geçiren Fidel Castro&#8217;nun askerî nitelikli 26 Temmuz Hareketi&#8217;nin bir üyesi oldu. Yeni hükümette çeşitli önemli görevlerde bulunduktan, gerilla savaşı teorisi ve uygulamaları üzerine makaleler ve kitaplar yazdıktan sonra diğer ülkelerdeki devrimci hareketlere katılmak üzere 1965 yılında Küba&#8217;dan ayrıldı. İlk olarak Kongo-Kinşasa&#8217;ya (sonraları Kongo Demokratik Cumhuriyeti) daha sonra da CIA ve Amerikan Ordusu Özel Harekât Birlikleri&#8217;nin ortak operasyonu sonrası yakalanacağı Bolivya&#8217;ya gitti. Guevara 9 Ekim 1967&#8217;de Vallegrande yakınlarındaki La Higuera&#8217;da Bolivya Ordusu&#8217;nun elinde iken öldürüldü. Son saatlerinde yanında bulunanlar ve onu öldürenler, yargısız infaz sonucu öldürüldüğüne tanıklık etmişlerdir.

Ölümünden sonra Guevara dünya üzerinde sosyalist devrimci hareketlerin sembolü haline gelmiştir. Guevara&#8217;nın Alberto Korda tarafından çekilen fotoğrafı "dünya üzerindeki en ünlü fotoğraf ve 20. yüzyılın sembolü" olarak nitelenmiştir.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Ernesto Guevara, kısaca Che Guevara ya da el Che, (14 Haziran 1928Doğum tarihi[&#8250;] - 9 Ekim 1967), Arjantin doğumlu doktor, Marksist politikacı ve dönemin Küba gerillaları ile Enternasyonalist gerillalarının lideri.

Tıp eğitimi alırken Latin Amerika&#8217;yı baştan başa dolaştı ve bu sayede birçok insanın karşı karşıya kaldığı yoksulluğu doğrudan gözlemleyebildi. Bu deneyimler sonucunda bölgedeki ekonomik eşitsizliği ortadan kaldırmanın tek yolunun devrim olduğuna ikna olarak Marksizm&#8217;i incelemeye başladı ve Başkan Jacobo Arbenz Guzmán'ın önderliğinde Guatemala&#8217;nın sosyal devrimine katıldı.

Bir süre sonra 1959 yılında Küba&#8217;da yönetimi ele geçiren Fidel Castro&#8217;nun askerî nitelikli 26 Temmuz Hareketi&#8217;nin bir üyesi oldu. Yeni hükümette çeşitli önemli görevlerde bulunduktan, gerilla savaşı teorisi ve uygulamaları üzerine makaleler ve kitaplar yazdıktan sonra diğer ülkelerdeki devrimci hareketlere katılmak üzere 1965 yılında Küba&#8217;dan ayrıldı. İlk olarak Kongo-Kinşasa&#8217;ya (sonraları Kongo Demokratik Cumhuriyeti) daha sonra da CIA ve Amerikan Ordusu Özel Harekât Birlikleri&#8217;nin ortak operasyonu sonrası yakalanacağı Bolivya&#8217;ya gitti. Guevara 9 Ekim 1967&#8217;de Vallegrande yakınlarındaki La Higuera&#8217;da Bolivya Ordusu&#8217;nun elinde iken öldürüldü. Son saatlerinde yanında bulunanlar ve onu öldürenler, yargısız infaz sonucu öldürüldüğüne tanıklık etmişlerdir.

Ölümünden sonra Guevara dünya üzerinde sosyalist devrimci hareketlerin sembolü haline gelmiştir. Guevara&#8217;nın Alberto Korda tarafından çekilen fotoğrafı "dünya üzerindeki en ünlü fotoğraf ve 20. yüzyılın sembolü" olarak nitelenmiştir.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title>--paylaşmak--</title>
			<link>http://sanalodev.com/showthread.php?tid=1021</link>
			<pubDate>Fri, 13 Jun 2008 19:46:42 +0100</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://sanalodev.com/showthread.php?tid=1021</guid>
			<description><![CDATA[arkadaşlar burada herkez kendi sınıfını kendi konusunu kendi ödevini ve kendi forumunu anlatsın.ve yazsın unutmayalım bilgi paylaştıkça artar ileride yani yakında bende ekliyecem.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[arkadaşlar burada herkez kendi sınıfını kendi konusunu kendi ödevini ve kendi forumunu anlatsın.ve yazsın unutmayalım bilgi paylaştıkça artar ileride yani yakında bende ekliyecem.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title>charles emile reynaud</title>
			<link>http://sanalodev.com/showthread.php?tid=1020</link>
			<pubDate>Fri, 13 Jun 2008 19:34:18 +0100</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://sanalodev.com/showthread.php?tid=1020</guid>
			<description><![CDATA[Charles-Émile Reynaud, Fransız mucit. 1844'te montreuil-sous-Bois'da (Fransa) doğdu,1918'de Ivry-sur-seine'de (Fransa) öldü. ilk canlı resim filmlerini yaptı ve gösterdi.

émile Reynaud,sinemada canlı resim tekniğinin yaratıcısı sayılır.Mucit bir hareketin bir kaç ayrı hareketten oluştuğunu göz önünde bulundurarak,o hareketi parçalarına ayırıp bunların elle yapılan resimlerini alıcıya tek tek çevirmeyi tasarladı.Bu amaçlaönce resimleri hareketlendiren optik bir oyuncak yaptı,sonra da Işıklı pantomimleri icad etti.Reynaud saydam bir filmin üzerine küçük resimler çizip bunları boyuyor ve sonrada bunları perdede hareketli olarak canlandırıyordu.Fakat bu iş hem çok zordu,hem de büyük titizlik istiyordu.émile Reynaud bütün çalışmalarına rağmen bu işten pek gelir sağlayamamıştı.fakat bu konuyla ilgilenen Courtet, 1907 yılında büyük resimler çizmeyi ve bu resimlerin teker teker fotoğraflarını çekmeyi düşündü ve bu düşüncelerini gerçekleştirerek canlı resmi dünyaya tanıtmayı başardı.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Charles-Émile Reynaud, Fransız mucit. 1844'te montreuil-sous-Bois'da (Fransa) doğdu,1918'de Ivry-sur-seine'de (Fransa) öldü. ilk canlı resim filmlerini yaptı ve gösterdi.

émile Reynaud,sinemada canlı resim tekniğinin yaratıcısı sayılır.Mucit bir hareketin bir kaç ayrı hareketten oluştuğunu göz önünde bulundurarak,o hareketi parçalarına ayırıp bunların elle yapılan resimlerini alıcıya tek tek çevirmeyi tasarladı.Bu amaçlaönce resimleri hareketlendiren optik bir oyuncak yaptı,sonra da Işıklı pantomimleri icad etti.Reynaud saydam bir filmin üzerine küçük resimler çizip bunları boyuyor ve sonrada bunları perdede hareketli olarak canlandırıyordu.Fakat bu iş hem çok zordu,hem de büyük titizlik istiyordu.émile Reynaud bütün çalışmalarına rağmen bu işten pek gelir sağlayamamıştı.fakat bu konuyla ilgilenen Courtet, 1907 yılında büyük resimler çizmeyi ve bu resimlerin teker teker fotoğraflarını çekmeyi düşündü ve bu düşüncelerini gerçekleştirerek canlı resmi dünyaya tanıtmayı başardı.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title>uzadıkça uzayan kelimeler</title>
			<link>http://sanalodev.com/showthread.php?tid=1019</link>
			<pubDate>Tue, 27 May 2008 18:00:43 +0100</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://sanalodev.com/showthread.php?tid=1019</guid>
			<description><![CDATA[arkadaşlar sonlara dikkat!


[*]pratik
[*]lastik
[*]elastik
[*]manyetik
[*]fantastik
[*]taktik
[*]jimnastik
[*]bittik
[*]kestik
[*]gitmiştik
[*]lojistik
[/list]


ekliyen varsa yazsın...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[arkadaşlar sonlara dikkat!


[*]pratik
[*]lastik
[*]elastik
[*]manyetik
[*]fantastik
[*]taktik
[*]jimnastik
[*]bittik
[*]kestik
[*]gitmiştik
[*]lojistik
[/list]


ekliyen varsa yazsın...]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title>nüfus yoğunluğu</title>
			<link>http://sanalodev.com/showthread.php?tid=1018</link>
			<pubDate>Sun, 18 May 2008 09:02:11 +0100</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://sanalodev.com/showthread.php?tid=1018</guid>
			<description><![CDATA[türkiyedeki en  yoğun nüfuslu bölge marmara
türkiyedeki en fazla ve en yoğun nüfuslu il istanbul
türkiyenin en az nüfuslu bölgesi doğu anadolu
türkiyenin en az nüfuslu ve en azyoğun ili tunceli
 tuncelinin nüfusu:15.000
 tuncelinin nüfus yoğunluğu: 13
istanbul'un nüfusu yaklaşık: 12.000.000 (on iki milyon)
istanbul'un nüfus yoğunluğu: 1928]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[türkiyedeki en  yoğun nüfuslu bölge marmara
türkiyedeki en fazla ve en yoğun nüfuslu il istanbul
türkiyenin en az nüfuslu bölgesi doğu anadolu
türkiyenin en az nüfuslu ve en azyoğun ili tunceli
 tuncelinin nüfusu:15.000
 tuncelinin nüfus yoğunluğu: 13
istanbul'un nüfusu yaklaşık: 12.000.000 (on iki milyon)
istanbul'un nüfus yoğunluğu: 1928]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title>osmanlı devleti (doğma ilerleme gelişme)</title>
			<link>http://sanalodev.com/showthread.php?tid=1017</link>
			<pubDate>Sun, 18 May 2008 08:16:49 +0100</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://sanalodev.com/showthread.php?tid=1017</guid>
			<description><![CDATA[osmanlının anadoluya gelişi moğolbaskısı nedeniyle anadoluya kaçan kayı boyu    
ve onların önderliğinde Ertuğrul gaziyle anadoluya giriş yapmışlardır.Ertuğrul gazi'nin ölümünün üzerine oğlu osman gazi selçuklu devletininde zayıflaması üzerine bağımsızlığını ilan etmiştir.aynı zamandada osmanlı devleti resmen kurulmuştur.(doğma)
osmanlı devletinin kısa bir sürede gelişip büyümesinde etkili olan faktörler:
+kösedağ savaşından sonra selçuklu devletinin iyice zayıflaması
+anadolunun büyük birbölümünün moğolların denetimi altına girmesi ve osmanlıların etkilenmemesi
+moğolların etkisinin az olduğu batı bölgelerinde Türk beyliklerinin kurulması
ve bunlarla birlikte en önemlisi olan Bizans'ın taht kavgaları arasında olmasıdır.Bu olayı fırsat bilen osmanlı beyleri diğer beylikler gibi birbirleriyle savaşmayıp gücü azalan bizans'a ağır yaralar vermekteydi.Bu başarıların kazanılmasındaki büyük rol oynuyan zeki ve akıllı padişahlarımızı unutmamalıyız.osmanlının içerde yaptığı otoriteyi kurmada isyanları önlemiştir.   
osmanlı devletinin ticareti ve günlük yaşamı denetleyen ahiliği vardı.
Ahilik:osmanlı devletinde esnaf ve zanaatkarların aralarında birleşerek seçtikleri başkanlarıyla o alanlarda etkili mesleklerin düzende,temiz,ahlaklı ve dürüst ilerlemelerini sağlarlardı.(gelişme)
osmanlı devleti ilerleme döneminde bizans ile ilişkilerini artırarak toprak kazanıyordu.örnek Orhan bey ile nilüfer hatunun evlenmesi.
daha sonrada buralarda gücünü ilerletmesi için birçok savaş yapıp Bursa'yı
iznik, izmit ve kocaeli yarım adasını ele geçirmiştir.osmanlı eğitimi geliştirmek içinde medreseler kurup müdderrisler atamıştır.
osmanlı devletinin aklını kullanarak yaptığı iskan politikası.
moğollardan kaçan türkler ilerleme dönemine geçen osmanlı devletine sığınmıştır.zeki padişahlarımızda onlarısınır bölgelere ve fet edilen yerlere yerleştirerek bölgeyi türkleştirip iskan politikasını uygular.(ilerleme)


osmanlı devletinde askeriyapıda şöyle oluşuyordu:

                            kara ordusu
 piyadeler                                             süvariler
acemi oğlanlar                                     sipahiler
yeniçeriler                                          silahtar
cebeciler                                            sağ ulufeciler
topçular                                             sol ulufeciler
top arabacıları                                     sağ garipler
humbaracılar                                       sol garipler
lağımcılar                                           deliler

ayrıca osmanlı devletinde ilk deniz ordusu orhan bey döneminde oluşturulmuştur.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[osmanlının anadoluya gelişi moğolbaskısı nedeniyle anadoluya kaçan kayı boyu    
ve onların önderliğinde Ertuğrul gaziyle anadoluya giriş yapmışlardır.Ertuğrul gazi'nin ölümünün üzerine oğlu osman gazi selçuklu devletininde zayıflaması üzerine bağımsızlığını ilan etmiştir.aynı zamandada osmanlı devleti resmen kurulmuştur.(doğma)
osmanlı devletinin kısa bir sürede gelişip büyümesinde etkili olan faktörler:
+kösedağ savaşından sonra selçuklu devletinin iyice zayıflaması
+anadolunun büyük birbölümünün moğolların denetimi altına girmesi ve osmanlıların etkilenmemesi
+moğolların etkisinin az olduğu batı bölgelerinde Türk beyliklerinin kurulması
ve bunlarla birlikte en önemlisi olan Bizans'ın taht kavgaları arasında olmasıdır.Bu olayı fırsat bilen osmanlı beyleri diğer beylikler gibi birbirleriyle savaşmayıp gücü azalan bizans'a ağır yaralar vermekteydi.Bu başarıların kazanılmasındaki büyük rol oynuyan zeki ve akıllı padişahlarımızı unutmamalıyız.osmanlının içerde yaptığı otoriteyi kurmada isyanları önlemiştir.   
osmanlı devletinin ticareti ve günlük yaşamı denetleyen ahiliği vardı.
Ahilik:osmanlı devletinde esnaf ve zanaatkarların aralarında birleşerek seçtikleri başkanlarıyla o alanlarda etkili mesleklerin düzende,temiz,ahlaklı ve dürüst ilerlemelerini sağlarlardı.(gelişme)
osmanlı devleti ilerleme döneminde bizans ile ilişkilerini artırarak toprak kazanıyordu.örnek Orhan bey ile nilüfer hatunun evlenmesi.
daha sonrada buralarda gücünü ilerletmesi için birçok savaş yapıp Bursa'yı
iznik, izmit ve kocaeli yarım adasını ele geçirmiştir.osmanlı eğitimi geliştirmek içinde medreseler kurup müdderrisler atamıştır.
osmanlı devletinin aklını kullanarak yaptığı iskan politikası.
moğollardan kaçan türkler ilerleme dönemine geçen osmanlı devletine sığınmıştır.zeki padişahlarımızda onlarısınır bölgelere ve fet edilen yerlere yerleştirerek bölgeyi türkleştirip iskan politikasını uygular.(ilerleme)


osmanlı devletinde askeriyapıda şöyle oluşuyordu:

                            kara ordusu
 piyadeler                                             süvariler
acemi oğlanlar                                     sipahiler
yeniçeriler                                          silahtar
cebeciler                                            sağ ulufeciler
topçular                                             sol ulufeciler
top arabacıları                                     sağ garipler
humbaracılar                                       sol garipler
lağımcılar                                           deliler

ayrıca osmanlı devletinde ilk deniz ordusu orhan bey döneminde oluşturulmuştur.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title>melekler ve şeytanlar</title>
			<link>http://sanalodev.com/showthread.php?tid=1016</link>
			<pubDate>Thu, 15 May 2008 15:43:28 +0100</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://sanalodev.com/showthread.php?tid=1016</guid>
			<description><![CDATA[Yazarı: Dan Brown
Yayınevi: Altın Kitaplar
Basım Yılı: 2004
574 sayfa
Roman / Amerikan Edebiyatı

Harward Üniversitesinde çalışan simge bilim profesörü Robert Langdon, merkezi İsviçre&#8217;de bulunan Avrupa Nükleer Araştırma Merkezi (CERN)&#8217;nden bir çağrı alır. Merkezde çalışan ünlü fizikçi Leonardo Vetra öldürülmüştür ve göğsüne anlaşılmaz bir yazı dağlanmıştır. CERN Direktörü Maximilian Kohler, olayı çözmek için Langdon&#8217;dan yardım ister. Ünlü fizikçi Vetra&#8217;nın göğsündeki yazı, çok eski zamanlarda kurulmuş ama artık faaliyette olmayan gizli bir kardeşlik tarikatına &#8220;İlluminati&#8221;ye ait bir semboldür. İlluminati genellikle bilim adamlarından oluşan ve kiliseye karşı savaş açmış bir cemiyettir. Üyelerinin bir çoğu da kilise tarafından öldürülmüştür. Bu durum Langdon&#8217;un kafasını karıştırmaktadır. Çünkü İlluminati yüzyıllar önce yok olmuştur ve bir bilim adamını öldürmesi hiç de mantıklı değildir. Babasının öldürüldüğünü haber alan bilim adamının kızı Victoria Vetra da derhal merkeze gelir. Ancak ortada bilim adamının öldürülmesinden daha korkunç bir durum vardır. Öldürülen fizikçi Leonardo Vetra tarafından bulunan ilk karşı madde zerrecikleri çalınmıştır. Karşı madde son derece kararsız, havayla bile temas ettiğinde patlayabilecek ve bir gramlık miktarının patlamasında bile Hiroşima&#8217;ya atılan atom bombasının 20 kiloton büyüklüğünde yıkıntıya yol açabilecek enerji içermektedir.

Victoria, karşı madde çalışmalarını babası ile birlikte yürüttüklerini ve başka hiç kimsenin bu maddeden haberdar olmadığını söylüyordu. Fakat karşı madde, varlığından haberdar birileri tarafından çalınmıştı. Üstelik karşı maddeyi bir kutu içerisinde askıda tutan ve herhangi bir şeyle temas etmesini engelleyen manyetik alanın bataryasının 24 saatlik ömrü vardı. Bu süre sonunda karşı madde tekrar şarja konulamazsa kutuya düşecek ve patlayacaktır.

Bu sırada Vatikan&#8217;da, güvenlik kameraları çok ilginç bir görüntü tespit etmiştir. Kamerada nerede olduğu belli olmayan bir yerde, bir kutu içerisinde ve havada asılı duran su damlacığı görünmektedir. Karşı maddenin Vatikan&#8217;da olduğu anlaşılmıştır ve CERN direktörü Kohler Vatikan&#8217;a çağrılır. Fakat Kohler rahatsız olduğundan Langdon ve Victoria Vatikan&#8217;a giderler. Bu sırada Vatikan&#8217;da, 15 gün önce ölen papanın yerine yeni papa seçimi yapılacaktır. Dünyanın bir çok yerinden gelen çok sayıda kardinal, papa seçimi için yapılacak toplantılara katılacaklardır. Yani kilisenin tüm önemli isimleri bir bomba tehlikesinin içindedirler. Papanın ölümünden sonra geçici olarak Camerlengo papalığa vekâlet etmektedir. Camerlengo, ölen papanın yanında ve himayesinde yetişmiştir ve oğlu gibidir. Kardinaller toplantısına çok kısa bir zaman kalmıştı, fakat papa seçilmesi muhtemel dört aday da ortada yoktu. Bu sırada televizyonlarda geçen bir haber herkesi dehşete düşürür. İlluminati üyesi olduğunu söyleyen Haşhaşin adındaki bir katil, dört kardinali kaçırdığını ve hepsini birer saat arayla öldüreceğini duyurmuştur.

Langdon ve Victoria, İlluminati&#8217;nin kullandığı sembolleri kullanarak kardinalleri bulmaya çalışırlar. Kardinallerin öldürüldükleri yerleri tahmin edebilirler ama sürekli katilin bir adım gerisinde kalmaktadırlar. Katil öldürdüğü kardinallerin göğsünü, İlluminati&#8217;nin dört temel simgesi olan toprak, su, ateş ve hava sembolleri ile dağlamıştır. Langdon ve Victoria, son kardinalin öldürüldüğü yerde katil ile karşı karşıya gelirler. Katil, Langdon&#8217;u öldü zannederek, yanına Victoria&#8217;yı da alır ve kaçar. Langdon, İlluminati&#8217;nin sembollerini kullanarak, katil Haşhaşin&#8217;in saklandığı yeri bulur ve onu öldürür.

Bu sırada, öldürülen fizikçinin günlüklerini inceleyen CERN Direktörü Kohler, karşı maddeden haberdar olan üçüncü kişiyi tespit etmiş ve Vatikan&#8217;a gelmiştir. Kohler Vatikan&#8217;da Camerlengo ile görüşür. Görüşme sırasında içeriden Camelengo&#8217;nun çığlıkları duyulur. Vatikan&#8217;ın gönüllü koruyucuları olan İsviçre Muhafızları ve Robert Langdon odaya girerler ve Camerlengo&#8217;nun göğsünde &#8220;melekler ve şeytanlar&#8221; yazısının dağlanmış olduğunu görürler. Kohler&#8217;in elinde ise bir silah vardır. İsviçre Muhafızları direktörü öldürürler. Direktör ölmeden önce Langdon&#8217;a küçük bir video kaseti verir. İlluminati&#8217;nin liderinin CERN direktörü Kohler olduğu düşünülmektedir. Camerlengo durumu kardinallere açıklar ve Vatikan şehrinin boşaltılmasını ister. Kardinaller St.Pietro meydanında toplanırlar. Papalık seçiminin sonucunu bekleyen kalabalık halk topluluğu da St.Pietro Meydanını doldurmuştur. Bu sırada karşı maddeyi alan Camerlengo Vatikan&#8217;a ait bir helikoptere biner. Ona engel olmaya çalışan Langdon da helikoptere binmiştir. 24 saatlik sürenin dolmasına çok az zaman kalmıştır. Camerlengo helikopteri St.Pietro meydanının üstünde mümkün olduğu kadar yükseğe çıkarır ve helikopterde bulunan tek paraşütü alarak atlar. Langdon helikopterde kalmıştır. Helikopterin içinde bir branda bulur ve paraşüt gibi kullanarak o da atlar. Bu sırada gökyüzünde bir patlama meydana gelir. Birkaç dakika sonra Camerlengo, katedralin tepesinde, ellerini gökyüzüne açmış dua etmektedir. St.Pietro meydanındaki herkes ilahi bir güce tanıklık ettiklerini düşünmektedirler.

Robert Langdon ise küçük bir adanın yakınına denize düşmüştür. Adadaki hastane çalışanları Langdon&#8217;u bulurlar ve ilk müdahaleyi yaparlar. Langdon, Kohler tarafından kendisine verilen video kasetini izler. Hastanenin helikopteri ile derhal Vatikan&#8217;a hareket eder. Vatikan&#8217;da ise Camerlengo&#8217;nun papa olması yönünde kardinaller görüş birliğine varmışlardır. Langdon kardinallerin bulunduğu salona girer. Odada bulunan videoya kaseti koyar ve kardinallere izlettirir. Kasetteki görüntülerde, Camerlengo ile Kohler arasında geçen görüşme vardır. Görüşmede Camerlengo, her şeyi kendisinin planladığını itiraf etmektedir. Kohler, Camerlengo&#8217;yu konuşturmak için silah kullanmıştır. Camerlengo, Kohler&#8217;in kendisine saldırdığını göstermek için kendi kendini dağlamıştır, papayı aşırı dozda ilaç vererek öldürdüğünü de itiraf etmiştir. Papa ölmeden önce Camerlengo&#8217;ya bir oğlu olduğunu söylemiştir. Ayrıca papa bilime çok destek vermiş, CERN&#8217;deki araştırmaları desteklemiştir. Bilimin tanrıya karşı gelmek olduğunu düşünen Camerlengo, papanın böyle bir günah işlemesini kabul edememiş ve papayı öldürmüştür.

Camerlengo kardinallerin bulunduğu salona girdiğinde Langdon&#8217;u ve televizyondaki görüntüleri görür. Amacının, son yıllarda yozlaşan kilisenin itibarını kurtarmak, Vatikan&#8217;ın ve insanların inançlarını güçlendirmek olduğunu söyler. Öldürülen papanın yardımcılarından olan kardinal Mortati, papanın gençliğinde bir rahibe ile aşk yaşadığını ve bir çocuk sahibi olmak istediğini, ancak inançları buna izin vermediği için bilimin sayesinde herhangi bir ilişkiye girmeden çocuk sahibi olduğunu söyler. İşte o çocuk Camerlengo&#8217;dur. Duydukları karşısında yıkılan Camerlengo, katedralin tepesine çıkar ve kendini ateşe verir.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Yazarı: Dan Brown
Yayınevi: Altın Kitaplar
Basım Yılı: 2004
574 sayfa
Roman / Amerikan Edebiyatı

Harward Üniversitesinde çalışan simge bilim profesörü Robert Langdon, merkezi İsviçre&#8217;de bulunan Avrupa Nükleer Araştırma Merkezi (CERN)&#8217;nden bir çağrı alır. Merkezde çalışan ünlü fizikçi Leonardo Vetra öldürülmüştür ve göğsüne anlaşılmaz bir yazı dağlanmıştır. CERN Direktörü Maximilian Kohler, olayı çözmek için Langdon&#8217;dan yardım ister. Ünlü fizikçi Vetra&#8217;nın göğsündeki yazı, çok eski zamanlarda kurulmuş ama artık faaliyette olmayan gizli bir kardeşlik tarikatına &#8220;İlluminati&#8221;ye ait bir semboldür. İlluminati genellikle bilim adamlarından oluşan ve kiliseye karşı savaş açmış bir cemiyettir. Üyelerinin bir çoğu da kilise tarafından öldürülmüştür. Bu durum Langdon&#8217;un kafasını karıştırmaktadır. Çünkü İlluminati yüzyıllar önce yok olmuştur ve bir bilim adamını öldürmesi hiç de mantıklı değildir. Babasının öldürüldüğünü haber alan bilim adamının kızı Victoria Vetra da derhal merkeze gelir. Ancak ortada bilim adamının öldürülmesinden daha korkunç bir durum vardır. Öldürülen fizikçi Leonardo Vetra tarafından bulunan ilk karşı madde zerrecikleri çalınmıştır. Karşı madde son derece kararsız, havayla bile temas ettiğinde patlayabilecek ve bir gramlık miktarının patlamasında bile Hiroşima&#8217;ya atılan atom bombasının 20 kiloton büyüklüğünde yıkıntıya yol açabilecek enerji içermektedir.

Victoria, karşı madde çalışmalarını babası ile birlikte yürüttüklerini ve başka hiç kimsenin bu maddeden haberdar olmadığını söylüyordu. Fakat karşı madde, varlığından haberdar birileri tarafından çalınmıştı. Üstelik karşı maddeyi bir kutu içerisinde askıda tutan ve herhangi bir şeyle temas etmesini engelleyen manyetik alanın bataryasının 24 saatlik ömrü vardı. Bu süre sonunda karşı madde tekrar şarja konulamazsa kutuya düşecek ve patlayacaktır.

Bu sırada Vatikan&#8217;da, güvenlik kameraları çok ilginç bir görüntü tespit etmiştir. Kamerada nerede olduğu belli olmayan bir yerde, bir kutu içerisinde ve havada asılı duran su damlacığı görünmektedir. Karşı maddenin Vatikan&#8217;da olduğu anlaşılmıştır ve CERN direktörü Kohler Vatikan&#8217;a çağrılır. Fakat Kohler rahatsız olduğundan Langdon ve Victoria Vatikan&#8217;a giderler. Bu sırada Vatikan&#8217;da, 15 gün önce ölen papanın yerine yeni papa seçimi yapılacaktır. Dünyanın bir çok yerinden gelen çok sayıda kardinal, papa seçimi için yapılacak toplantılara katılacaklardır. Yani kilisenin tüm önemli isimleri bir bomba tehlikesinin içindedirler. Papanın ölümünden sonra geçici olarak Camerlengo papalığa vekâlet etmektedir. Camerlengo, ölen papanın yanında ve himayesinde yetişmiştir ve oğlu gibidir. Kardinaller toplantısına çok kısa bir zaman kalmıştı, fakat papa seçilmesi muhtemel dört aday da ortada yoktu. Bu sırada televizyonlarda geçen bir haber herkesi dehşete düşürür. İlluminati üyesi olduğunu söyleyen Haşhaşin adındaki bir katil, dört kardinali kaçırdığını ve hepsini birer saat arayla öldüreceğini duyurmuştur.

Langdon ve Victoria, İlluminati&#8217;nin kullandığı sembolleri kullanarak kardinalleri bulmaya çalışırlar. Kardinallerin öldürüldükleri yerleri tahmin edebilirler ama sürekli katilin bir adım gerisinde kalmaktadırlar. Katil öldürdüğü kardinallerin göğsünü, İlluminati&#8217;nin dört temel simgesi olan toprak, su, ateş ve hava sembolleri ile dağlamıştır. Langdon ve Victoria, son kardinalin öldürüldüğü yerde katil ile karşı karşıya gelirler. Katil, Langdon&#8217;u öldü zannederek, yanına Victoria&#8217;yı da alır ve kaçar. Langdon, İlluminati&#8217;nin sembollerini kullanarak, katil Haşhaşin&#8217;in saklandığı yeri bulur ve onu öldürür.

Bu sırada, öldürülen fizikçinin günlüklerini inceleyen CERN Direktörü Kohler, karşı maddeden haberdar olan üçüncü kişiyi tespit etmiş ve Vatikan&#8217;a gelmiştir. Kohler Vatikan&#8217;da Camerlengo ile görüşür. Görüşme sırasında içeriden Camelengo&#8217;nun çığlıkları duyulur. Vatikan&#8217;ın gönüllü koruyucuları olan İsviçre Muhafızları ve Robert Langdon odaya girerler ve Camerlengo&#8217;nun göğsünde &#8220;melekler ve şeytanlar&#8221; yazısının dağlanmış olduğunu görürler. Kohler&#8217;in elinde ise bir silah vardır. İsviçre Muhafızları direktörü öldürürler. Direktör ölmeden önce Langdon&#8217;a küçük bir video kaseti verir. İlluminati&#8217;nin liderinin CERN direktörü Kohler olduğu düşünülmektedir. Camerlengo durumu kardinallere açıklar ve Vatikan şehrinin boşaltılmasını ister. Kardinaller St.Pietro meydanında toplanırlar. Papalık seçiminin sonucunu bekleyen kalabalık halk topluluğu da St.Pietro Meydanını doldurmuştur. Bu sırada karşı maddeyi alan Camerlengo Vatikan&#8217;a ait bir helikoptere biner. Ona engel olmaya çalışan Langdon da helikoptere binmiştir. 24 saatlik sürenin dolmasına çok az zaman kalmıştır. Camerlengo helikopteri St.Pietro meydanının üstünde mümkün olduğu kadar yükseğe çıkarır ve helikopterde bulunan tek paraşütü alarak atlar. Langdon helikopterde kalmıştır. Helikopterin içinde bir branda bulur ve paraşüt gibi kullanarak o da atlar. Bu sırada gökyüzünde bir patlama meydana gelir. Birkaç dakika sonra Camerlengo, katedralin tepesinde, ellerini gökyüzüne açmış dua etmektedir. St.Pietro meydanındaki herkes ilahi bir güce tanıklık ettiklerini düşünmektedirler.

Robert Langdon ise küçük bir adanın yakınına denize düşmüştür. Adadaki hastane çalışanları Langdon&#8217;u bulurlar ve ilk müdahaleyi yaparlar. Langdon, Kohler tarafından kendisine verilen video kasetini izler. Hastanenin helikopteri ile derhal Vatikan&#8217;a hareket eder. Vatikan&#8217;da ise Camerlengo&#8217;nun papa olması yönünde kardinaller görüş birliğine varmışlardır. Langdon kardinallerin bulunduğu salona girer. Odada bulunan videoya kaseti koyar ve kardinallere izlettirir. Kasetteki görüntülerde, Camerlengo ile Kohler arasında geçen görüşme vardır. Görüşmede Camerlengo, her şeyi kendisinin planladığını itiraf etmektedir. Kohler, Camerlengo&#8217;yu konuşturmak için silah kullanmıştır. Camerlengo, Kohler&#8217;in kendisine saldırdığını göstermek için kendi kendini dağlamıştır, papayı aşırı dozda ilaç vererek öldürdüğünü de itiraf etmiştir. Papa ölmeden önce Camerlengo&#8217;ya bir oğlu olduğunu söylemiştir. Ayrıca papa bilime çok destek vermiş, CERN&#8217;deki araştırmaları desteklemiştir. Bilimin tanrıya karşı gelmek olduğunu düşünen Camerlengo, papanın böyle bir günah işlemesini kabul edememiş ve papayı öldürmüştür.

Camerlengo kardinallerin bulunduğu salona girdiğinde Langdon&#8217;u ve televizyondaki görüntüleri görür. Amacının, son yıllarda yozlaşan kilisenin itibarını kurtarmak, Vatikan&#8217;ın ve insanların inançlarını güçlendirmek olduğunu söyler. Öldürülen papanın yardımcılarından olan kardinal Mortati, papanın gençliğinde bir rahibe ile aşk yaşadığını ve bir çocuk sahibi olmak istediğini, ancak inançları buna izin vermediği için bilimin sayesinde herhangi bir ilişkiye girmeden çocuk sahibi olduğunu söyler. İşte o çocuk Camerlengo&#8217;dur. Duydukları karşısında yıkılan Camerlengo, katedralin tepesine çıkar ve kendini ateşe verir.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title>da vinci şifresi</title>
			<link>http://sanalodev.com/showthread.php?tid=1015</link>
			<pubDate>Thu, 15 May 2008 15:37:35 +0100</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://sanalodev.com/showthread.php?tid=1015</guid>
			<description><![CDATA[Yazarı: Dan Brown
Yayınevi: Altın Kitaplar
Roman / Amerikan Edebiyatı

Paris Louvre Müzesi müdürü Jacques Sauniere, ünlü simgebilim profesörü Robert Langdon ile buluşacağı gece, müzede bir cinayete kurban gider. Otel odasında istirahat etmekte olan Langdon resepsiyondan gelen telefonla uyanır. Telefondaki görevli, polis teşkilatından Teğmen Collet&#8217;in kendisiyle görüşmek istediğini söyler. Teğmen Collet, müze müdürü Sauniere&#8217;nin cesedinin fotoğraflarını Langdon&#8217;a gösterir ve müzeye gelmesini ister.

Langdon&#8217;u müzede Yüzbaşı Fache karşılar ve cesedin bulunduğu yere götürür. Langdon, Müdür Sauniere&#8217;nin yerde kolları ve bacakları açık, çırılçıplak cesedini görür. Cesedin hemen yanında ise Sauniere&#8217;nin ölmeden hemen önce yazdığı bir mesaj vardır. Anlaşılan Sauniere birilerine bazı mesajlar vermek istiyordu. Langdon mesajı çözmeye çalışırken müzeye kriptoloji ajanı Sophie Neveu gelir. Yüzbaşı Fache bir numaralı cinayet zanlısı olarak Profesör Langdon&#8217;u görmektedir. Sophie Langdon&#8217;a, Paris ABD Büyükelçisi ile temas kurması gerektiğini ve kendisine bir mesaj olduğunu söyler. Araması için kendi telefonunu Langdon&#8217;a uzatır. Longdon Amerikan Büyükelçiliğini aradığında karşısına telesekreter mesajı çıkar, mesajdaki ses ise Sophie&#8217;nin sesidir. Sophie mesajında profesöre tehlikede olduğunu, Fache&#8217;nin cinayet zanlısı olarak Langdon&#8217;u gördüğünü söylemektedir. Telefonu kapatan Langdon tuvalete gitti. Bu arada Fache ve Sophie tartışıyorlardı ve Fache Neveu&#8217;nun olay yerini terk etmesini istiyordu. Sophie olay yerinden uzaklaştı ama müzeyi terk etmedi. Profesöre yardım etmesi gerekiyordu, gizlice tuvalete gitti. Profesöre cebinden çıkardığı cesede ait bir fotoğrafı gösterdi. Sauniere&#8217;nin yazdığı mesajın sonunda &#8220;P.S. Robert Langdon&#8217;u bul&#8221; yazıyordu. Yüzbaşı Fache bu cümleyi sildirmişti. Langdon, neden cinayet zanlısı olarak görüldüğünü şimdi anlamıştı. Eğer geri dönerse Fache tarafından tutuklanacaktı. Sophie, tek çarenin tuvaletteki küçük pencereden Amerikan Büyükelçiliğine kaçmak olduğunu söyledi. Profesör ise kaçarsa cinayeti kabulleneceğini düşünüyordu. Profesörün cebine yerleştirilen ve sinyal gönderen küçük bir aleti bir sabunun içine yerleştirdikten sonra camı kırarak kırmızı ışıkta bekleyen kamyonun üzerine fırlattılar.

Yüzbaşı Fache ise Langdon&#8217;un kaçtığını zannederek adamları ile birlikte sinyali takibe başlar. Bu sırada Ajan Neveu ve Profesör Langdon olay yerine dönerler. Sophie yerde yatan Sauniere&#8217;nin büyükbabası olduğunu söyler. Sophie ve Sauniere uzun süredir görüşmemektedirler. Mesajdaki &#8220;P.S.&#8221; ise Sauniere&#8217;nin torununa taktığı lakap olan Prenses Sophie kelimelerinin baş harfleridir. Sauniere arkasında bıraktığı sırların Profesör Langdon tarafından çözülebileceğini düşünerek torununa bu mesajı bırakmıştır.

Langdon ve Sophie, Sauniere&#8217;nin bıraktığı mesajın bir anagram yani şifre olduğunu keşfederler. Mesajda &#8220;Leonardo Da Vinci, Mona Lisa!&#8221; yazmaktadır. Müzedeki Mona Lisa tablosunun arkasında haçı andıran ve ortasında P.S. yazan bir anahtar bulurlar. Bu anahtarın Sauniere&#8217;in Zürih Emanet Bankası&#8217;ndaki kasasının anahtarı olduğunu anlarlar ve hemen bankaya doğru yola çıkarlar. Bu arada polis onların peşindedir, ABD Büyükelçiliği&#8217;ne giden yol kesilmiştir.

Zürih Emanet Bankası Müdürü Andre Vernet ile görüşen Langdon ve Sophie kasayı açarlar ve içinden çıkan kutuyu alırlar. Bu sırada Yüzbaşı Fache ve adamları bankaya gelmişlerdir. Sophie ve Langdon, Müdür Vernet ile birlikte bankanın arabalarından birine binerler ve Vernet sayesinde polisleri atlatırlar. Fakat Vernet, Langdon ve Sophie&#8217;yi güvenli bir bölgeye getirdikten sonra silahını onlara doğrultur ve kutuyu ister. Langdon ve Sophie, Vernet&#8217;i atlatmayı başarır. Kutunun içinden şifreli bir kripteks çıkar. Şifreyi çözebilmek için Langdon&#8217;un arkadaşı Sir Leigh Teabing&#8217;e giderler.

Teobing hayatını Kutsal Kadehi bulmaya adamış, İngiliz Kraliyet ailesi tarafından kendisine Sir ünvanı verilmiş usta bir tarihçidir. Teabing, Langdon ve Sophie&#8217;ye kripteksin İsa Mesih&#8217;in &#8220;Kutsal Kase&#8221;sine ulaşmak için gerekli olan &#8220;Kilit Taşı&#8221;nın yerini gösteren bir şifre olduğunu belirtir ve Kutsal Kase ile Da Vinci arasındaki bağlantıyı anlatır: 1099 yılında kurulan Sion Tarikatı kardeşlik bağları çok güçlü olan bir tarikattır. Tarikatı yönetenler arasında Leonardo Da Vinci, Isaac Newton, Victor Hugo gibi önemli isimler vardı. Tarikata üye olmak ve güven kazanmak çok zordu. Sion Tarikatında, Hıristiyanlığın aksine kadın çok değerliydi. Tüm bilinenlerin aksine Hz.İsa evliydi ve çocukları vardı. Hz.İsa çarmıha gerilirken, karısı Magdalalı Meryem hamileydi ve İsa&#8217;nın soyunu devam ettirmek için Fransa&#8217;ya kaçmıştı. Sion Tarikatı üyeleri kendilerini bu gerçekleri korumaya adamışlardı. Tarikatın simgeleri olan Gül ve Kutsal Kâse Magdalalı Meryem&#8217;i temsil etmektedir. Kilise yani Vatikan ise yüzyıllarca bu gerçeği saklamıştır ve belgelere ulaşmak için bir çok tarikat üyesini öldürmüştür. Sauniere ise bu tarikatın son büyük ustasıydı ve bu sırrı saklaması için torunu Sophie&#8217;yi seçmişti.

Kutsal Kase&#8217;nin peşinde olanlar sadece Langdon, Sophie ve Teabing değildi. Karanlık bir tarikat olan Opus Der tarikatının başındaki Piskopos Manuel Aringorasa da gizli belgeleri ele geçirmek niyetindeydi. Belgeleri Vatikan&#8217;a vererek kiliseden bazı imtiyazlar ve yüklü miktarda para kazanmayı düşünüyordu. Kutsal Kâse&#8217;yi bulmak için Silas adındaki tarikat üyesi görevlendirilmişti. Silas ise talimatları &#8220;Öğretmen&#8221; lakaplı bir adamdan alıyordu. Müdür Sauniere&#8217;yi de Silas öldürmüştü ve şimdi de Langdon, Sophie ve Teabing&#8217;in peşine düşmüştü.

Langdon, Sophie ve Teabing çözdükleri şifrelerden yola çıkarak Kutsal Kasenin İngiltere&#8217;deki bir mezarda olduğunu tahmin ederler ve birlikte İngiltere&#8217;ye giderler. Fakat Sauniere&#8217;nin katili Silas onları bulur ve Sir Teabing ile birlikte kripteksi kaçırır. Langdon şifrelerden yola çıkarak mezarın Isaac Newton&#8217;a ait mezar olduğunu tespit eder ve kripteksi çalan kişinin de mezara geleceğini düşünür. Fakat mezara geldiklerinde onları büyük bir sürpriz beklemektedir. Karşılarında Sir Teabing durmaktadır. Öğretmen lakaplı kişinin aslında Teabing olduğunu öğrenirler. Langdon, Teabing&#8217;i etkisiz hale getirir ve kendilerini Londra&#8217;ya kadar takip eden Yüzbaşı Fache&#8217;ye teslim eder. Böylece Langdon ve Sophie de aklanmış olur.

Langdon ve Sophie, son şifreyi de çözerler ve Rosslyn Şapeli&#8217;ne giderler. Rosslyn&#8217;de Kutsal Kadehi ararlarken yanlarına genç bir adam gelir ve onları Rosslyn Vakfının başkanı ve büyükannesi olan Maria&#8217;nın yanına götürür. Maria Sophie&#8217;nin büyükanesidir ve Sophie&#8217;yi hemen tanır. Sophie büyükbabasının küçükken kendisini buraya birkaç kez getirdiğini hatırlar. Maria tüm gerçekleri Langdon ve Sophie&#8217;ye anlatır. Ailenin Hz. İsa&#8217;nin soyundan geldiğini, güvenlik amacıyla soyadlarını değiştirdiklerini söyler. Sophie&#8217;nin anne ve babası esrarengiz bir trafik kazasında ölmüşler ya da öldürülmüşlerdir. Sauniere de eşini, Sophie&#8217;yi ve kardeşini buraya yerleştirir.

Sophie, büyükannesi ve kardeşini bulmuştur. Ama Profesör Langdon ise hala Kutsal Kadehin yerini aramaktadır. Langdon şifreleri takip eder ve Kutsal Kasenin Louvre Müzesinde olduğunu anlar. Ama bu gerçek onunla saklı kalacaktır.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Yazarı: Dan Brown
Yayınevi: Altın Kitaplar
Roman / Amerikan Edebiyatı

Paris Louvre Müzesi müdürü Jacques Sauniere, ünlü simgebilim profesörü Robert Langdon ile buluşacağı gece, müzede bir cinayete kurban gider. Otel odasında istirahat etmekte olan Langdon resepsiyondan gelen telefonla uyanır. Telefondaki görevli, polis teşkilatından Teğmen Collet&#8217;in kendisiyle görüşmek istediğini söyler. Teğmen Collet, müze müdürü Sauniere&#8217;nin cesedinin fotoğraflarını Langdon&#8217;a gösterir ve müzeye gelmesini ister.

Langdon&#8217;u müzede Yüzbaşı Fache karşılar ve cesedin bulunduğu yere götürür. Langdon, Müdür Sauniere&#8217;nin yerde kolları ve bacakları açık, çırılçıplak cesedini görür. Cesedin hemen yanında ise Sauniere&#8217;nin ölmeden hemen önce yazdığı bir mesaj vardır. Anlaşılan Sauniere birilerine bazı mesajlar vermek istiyordu. Langdon mesajı çözmeye çalışırken müzeye kriptoloji ajanı Sophie Neveu gelir. Yüzbaşı Fache bir numaralı cinayet zanlısı olarak Profesör Langdon&#8217;u görmektedir. Sophie Langdon&#8217;a, Paris ABD Büyükelçisi ile temas kurması gerektiğini ve kendisine bir mesaj olduğunu söyler. Araması için kendi telefonunu Langdon&#8217;a uzatır. Longdon Amerikan Büyükelçiliğini aradığında karşısına telesekreter mesajı çıkar, mesajdaki ses ise Sophie&#8217;nin sesidir. Sophie mesajında profesöre tehlikede olduğunu, Fache&#8217;nin cinayet zanlısı olarak Langdon&#8217;u gördüğünü söylemektedir. Telefonu kapatan Langdon tuvalete gitti. Bu arada Fache ve Sophie tartışıyorlardı ve Fache Neveu&#8217;nun olay yerini terk etmesini istiyordu. Sophie olay yerinden uzaklaştı ama müzeyi terk etmedi. Profesöre yardım etmesi gerekiyordu, gizlice tuvalete gitti. Profesöre cebinden çıkardığı cesede ait bir fotoğrafı gösterdi. Sauniere&#8217;nin yazdığı mesajın sonunda &#8220;P.S. Robert Langdon&#8217;u bul&#8221; yazıyordu. Yüzbaşı Fache bu cümleyi sildirmişti. Langdon, neden cinayet zanlısı olarak görüldüğünü şimdi anlamıştı. Eğer geri dönerse Fache tarafından tutuklanacaktı. Sophie, tek çarenin tuvaletteki küçük pencereden Amerikan Büyükelçiliğine kaçmak olduğunu söyledi. Profesör ise kaçarsa cinayeti kabulleneceğini düşünüyordu. Profesörün cebine yerleştirilen ve sinyal gönderen küçük bir aleti bir sabunun içine yerleştirdikten sonra camı kırarak kırmızı ışıkta bekleyen kamyonun üzerine fırlattılar.

Yüzbaşı Fache ise Langdon&#8217;un kaçtığını zannederek adamları ile birlikte sinyali takibe başlar. Bu sırada Ajan Neveu ve Profesör Langdon olay yerine dönerler. Sophie yerde yatan Sauniere&#8217;nin büyükbabası olduğunu söyler. Sophie ve Sauniere uzun süredir görüşmemektedirler. Mesajdaki &#8220;P.S.&#8221; ise Sauniere&#8217;nin torununa taktığı lakap olan Prenses Sophie kelimelerinin baş harfleridir. Sauniere arkasında bıraktığı sırların Profesör Langdon tarafından çözülebileceğini düşünerek torununa bu mesajı bırakmıştır.

Langdon ve Sophie, Sauniere&#8217;nin bıraktığı mesajın bir anagram yani şifre olduğunu keşfederler. Mesajda &#8220;Leonardo Da Vinci, Mona Lisa!&#8221; yazmaktadır. Müzedeki Mona Lisa tablosunun arkasında haçı andıran ve ortasında P.S. yazan bir anahtar bulurlar. Bu anahtarın Sauniere&#8217;in Zürih Emanet Bankası&#8217;ndaki kasasının anahtarı olduğunu anlarlar ve hemen bankaya doğru yola çıkarlar. Bu arada polis onların peşindedir, ABD Büyükelçiliği&#8217;ne giden yol kesilmiştir.

Zürih Emanet Bankası Müdürü Andre Vernet ile görüşen Langdon ve Sophie kasayı açarlar ve içinden çıkan kutuyu alırlar. Bu sırada Yüzbaşı Fache ve adamları bankaya gelmişlerdir. Sophie ve Langdon, Müdür Vernet ile birlikte bankanın arabalarından birine binerler ve Vernet sayesinde polisleri atlatırlar. Fakat Vernet, Langdon ve Sophie&#8217;yi güvenli bir bölgeye getirdikten sonra silahını onlara doğrultur ve kutuyu ister. Langdon ve Sophie, Vernet&#8217;i atlatmayı başarır. Kutunun içinden şifreli bir kripteks çıkar. Şifreyi çözebilmek için Langdon&#8217;un arkadaşı Sir Leigh Teabing&#8217;e giderler.

Teobing hayatını Kutsal Kadehi bulmaya adamış, İngiliz Kraliyet ailesi tarafından kendisine Sir ünvanı verilmiş usta bir tarihçidir. Teabing, Langdon ve Sophie&#8217;ye kripteksin İsa Mesih&#8217;in &#8220;Kutsal Kase&#8221;sine ulaşmak için gerekli olan &#8220;Kilit Taşı&#8221;nın yerini gösteren bir şifre olduğunu belirtir ve Kutsal Kase ile Da Vinci arasındaki bağlantıyı anlatır: 1099 yılında kurulan Sion Tarikatı kardeşlik bağları çok güçlü olan bir tarikattır. Tarikatı yönetenler arasında Leonardo Da Vinci, Isaac Newton, Victor Hugo gibi önemli isimler vardı. Tarikata üye olmak ve güven kazanmak çok zordu. Sion Tarikatında, Hıristiyanlığın aksine kadın çok değerliydi. Tüm bilinenlerin aksine Hz.İsa evliydi ve çocukları vardı. Hz.İsa çarmıha gerilirken, karısı Magdalalı Meryem hamileydi ve İsa&#8217;nın soyunu devam ettirmek için Fransa&#8217;ya kaçmıştı. Sion Tarikatı üyeleri kendilerini bu gerçekleri korumaya adamışlardı. Tarikatın simgeleri olan Gül ve Kutsal Kâse Magdalalı Meryem&#8217;i temsil etmektedir. Kilise yani Vatikan ise yüzyıllarca bu gerçeği saklamıştır ve belgelere ulaşmak için bir çok tarikat üyesini öldürmüştür. Sauniere ise bu tarikatın son büyük ustasıydı ve bu sırrı saklaması için torunu Sophie&#8217;yi seçmişti.

Kutsal Kase&#8217;nin peşinde olanlar sadece Langdon, Sophie ve Teabing değildi. Karanlık bir tarikat olan Opus Der tarikatının başındaki Piskopos Manuel Aringorasa da gizli belgeleri ele geçirmek niyetindeydi. Belgeleri Vatikan&#8217;a vererek kiliseden bazı imtiyazlar ve yüklü miktarda para kazanmayı düşünüyordu. Kutsal Kâse&#8217;yi bulmak için Silas adındaki tarikat üyesi görevlendirilmişti. Silas ise talimatları &#8220;Öğretmen&#8221; lakaplı bir adamdan alıyordu. Müdür Sauniere&#8217;yi de Silas öldürmüştü ve şimdi de Langdon, Sophie ve Teabing&#8217;in peşine düşmüştü.

Langdon, Sophie ve Teabing çözdükleri şifrelerden yola çıkarak Kutsal Kasenin İngiltere&#8217;deki bir mezarda olduğunu tahmin ederler ve birlikte İngiltere&#8217;ye giderler. Fakat Sauniere&#8217;nin katili Silas onları bulur ve Sir Teabing ile birlikte kripteksi kaçırır. Langdon şifrelerden yola çıkarak mezarın Isaac Newton&#8217;a ait mezar olduğunu tespit eder ve kripteksi çalan kişinin de mezara geleceğini düşünür. Fakat mezara geldiklerinde onları büyük bir sürpriz beklemektedir. Karşılarında Sir Teabing durmaktadır. Öğretmen lakaplı kişinin aslında Teabing olduğunu öğrenirler. Langdon, Teabing&#8217;i etkisiz hale getirir ve kendilerini Londra&#8217;ya kadar takip eden Yüzbaşı Fache&#8217;ye teslim eder. Böylece Langdon ve Sophie de aklanmış olur.

Langdon ve Sophie, son şifreyi de çözerler ve Rosslyn Şapeli&#8217;ne giderler. Rosslyn&#8217;de Kutsal Kadehi ararlarken yanlarına genç bir adam gelir ve onları Rosslyn Vakfının başkanı ve büyükannesi olan Maria&#8217;nın yanına götürür. Maria Sophie&#8217;nin büyükanesidir ve Sophie&#8217;yi hemen tanır. Sophie büyükbabasının küçükken kendisini buraya birkaç kez getirdiğini hatırlar. Maria tüm gerçekleri Langdon ve Sophie&#8217;ye anlatır. Ailenin Hz. İsa&#8217;nin soyundan geldiğini, güvenlik amacıyla soyadlarını değiştirdiklerini söyler. Sophie&#8217;nin anne ve babası esrarengiz bir trafik kazasında ölmüşler ya da öldürülmüşlerdir. Sauniere de eşini, Sophie&#8217;yi ve kardeşini buraya yerleştirir.

Sophie, büyükannesi ve kardeşini bulmuştur. Ama Profesör Langdon ise hala Kutsal Kadehin yerini aramaktadır. Langdon şifreleri takip eder ve Kutsal Kasenin Louvre Müzesinde olduğunu anlar. Ama bu gerçek onunla saklı kalacaktır.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title>kitap özeti nasıl çıkarılır?(cevabı burada)</title>
			<link>http://sanalodev.com/showthread.php?tid=1014</link>
			<pubDate>Wed, 14 May 2008 15:56:48 +0100</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://sanalodev.com/showthread.php?tid=1014</guid>
			<description><![CDATA[Sunuş, bir topluluk önünde konuşma forumudur. Bir organizasyon adına içeride ya da dışarıda sunuş yapılabilir. Dış sunuşlar ikna etmeye yöneliktir. Bunlar özel tutumlar örneğin,"Toplumun gelişmesine yardımcı olmak istiyoruz" ya da "Fiyatları yükseltmemiz lazım" ya da "Biz sizin için çalışıyoruz" veya "ürünlerimiz tamamen doğal maddeler içermektedir" gibi geliştirmeye çalışır.

İçe yönelik sunuşlar genellikle enformasyon yaymak amacıyla verilir. Bunlar; bolümler, yöneticilerle astları, kıdemli işçilerle genç işçiler arasında bilgi paylaştırmanın bir aracı işlevini görür. İç sunuşlara örnek olarak brifingler, tanışmalar ve eğitim etkinlikleri verilebilir.

Sunuş bir iletişim kanalıdır. Organizasyonun büyüklüğü, karmaşıklığı ve yönetim felsefesi sunuş gerektiren olayların yapısını ve türünü belirler. Sunuşlar çok çehrelidir. Konuşmacı, dinleyiciler, amaç, zaman, yer ve konu bunların tümü sunuşun etkinliğine katkıda bulunur. Bu yüzden, konuşmacının iletişim sürecinin karmaşıklığının ve dinamiklerinin bilincinde olması önem taşır.

BİR GRUP ÖNÜNDE KONUŞMA KORKUSUNU HAFİFLETMEK

Şirket içinde bir sunu yapmanın düşüncesi bile midenizde kramplar oluşturuyor, ağzınızı kurutuyor, terlemenize neden oluyor ve bacaklarınızı titretiyor mu? Eğer durum buysa, yalnız değilsiniz. Çoğu insan topluluk önünde konuşmaktan korkar. Bu korkuyu insanları gerçeklikten kaçmaya yönelten algılanmış bir tehdit meydana getirir.. Korku, algılanmış tehditle orantılı ya da orantısız olabilir.

Kendisini yaratan nedenle orantılı olan korku, sizi olumlu ve yapıcı bir şeyler yapmaya yöneltir.

Buna karşılık orantısız korkular psikolojik ve duygusal bakımdan zararlıdır. Bir sunuş yapma korkusu algılanan tehditle genellikle orantılı olur. Konuşmacılar çoğunlukla; birincisi anlayış arayarak, ikincisi korkuyu yapıcı eyleme dönüştürerek -görevi üstlenerek- stresi yönetirler.

İLETİŞİM SÜRECİ

Etkili iletişim iki yönlü bir süreçtir; bir verici ile bir alıcı arasındaki düşünce alış verişidir. Konuşmacı (verici) olarak göreviniz, dinleyicilerin (alıcı) mesajı anladıklarından emin oluncaya kadar bitmez. Dinleyicilerden bir mesaj aldığınız zaman, bu mesajı anladığınızı dinleyicileri ikna edecek bir biçimde ifade edinceye kadar göreviniz tamamlanmaz. Verici ve alıcı eş zamanlı biçimde mesajı süzgeçten geçirir.

Süzgeçten geçirme işleminin sonucu şudur; Alıcı mesajı vericinin kastettiği biçimde algılamayabilir.

Dinleyicinin anlayışını zenginleştirecek müdahelerde bulunmak amacıyla sunuşun planlanmış düzenini değiştirmek için, konuşmacıların iletişim dinamiklerinin bilincinde olması gerekir. Örneğin, bir konuşmacı mesajı yeniden ifade edebilir, örneklere başvurabilir, diyagramlar çizebilir, dinleyicilerin duygularını yansıtabilir ve özetleme yapabilir. Sözcüklerin herkes için mutlaka aynı şeyi ifade etmeyeceğini unutmayın. algılama kişisel birşeydir.

İLETİŞİMİN ÖĞELERİ

Sözlü sunuşların yapılmasında yer alan iletişim öğeleri konuşma, dinleme, geri besleme (sözlü veya sözsüz) ve soru sormaktır.

Konuşma: Sesiniz tutumunuzu, duygularınızı ve iç durumunuzu yansıtır. İç dünyanızın bir aynasıdır. Sesli anlatımın başlıca öğeleri ses hacmi, ses perdesi, tonlama, kalite, hız, lehçe ve stildir.

Ses Hacmi: Yüksek ses, fikirleri vurgulamak amacıyla etkili biçimde kullanılabilir. Buna karşılık, gereksiz yere sesi yükseltmek mesajdan çok şey götürebilir ve dinleyicileri kızdırabilir. Öte yandan bazı insanlar çok yumuşak konuşur. Sanki odada dinleyicilerin olduğunun farkında bile değildirler. Ses hacmi ya da tonunda hiçbir değişiklik olmadığından bunların konuşma biçimleri monotondur. Sonuç olarak dinleyiciler hayallere dalıp uyuklayabilir ya da sinirlenebilir.

Ses Perdesi: Etkili konuşmacılar anlamı güçlendirmek ve kullandıkları sözcüklere canlılık kazandırmak amacıyla seslerini alçaltır ya da yükseltir. Ses perdesinin uygun kullanımı anlamı berraklaştırır.

Hız: Konuşmacının sözcükleri söyleme hızının farkında olması ve bunu kontrol etmesi gerekir. Konu karmaşık olduğu zaman konuşma hızı düşürülmelidir.

Kalite: Kalite, kişinin sesinin kendine özgülüğünü anlatır. Ama duygusal ve fiziksel durumlarda etkide bulunur.

Tonlama ve Telaffuz: Tonlama, konuşma seslerinin yapısını anlatır. Telaffuz ise seslerin sözcükler içinde kaynaşmasıdır.

Stil: En çekici stil sohbet biçiminde olanıdır. Bu, ezbere, kendiliğinden konuşmak demek değildir. Tam tersine dinleyicilerden herbirine sanki kendisine konuşuluyormuş duygusunu veren bir konuşma tarzıdır.

Dinleme: Etkili iletişim hem dinlemeye hem de konuşmaya bağlıdır. İki tür -pasif ve aktif- dinleme vardır. Pasif dinleme dikkatli suskunluğu ve en az yanıt vermeyi kullanır. Diğer kişinin fikirlerini istediği gibi ifade etmesine izin verir. Konuşmacı uzunca bir sözlü etkileşim beklemez. Suskunluk ya da tek bir sözcük yeterli olabilir. Bazen sözsüz bir karşılık daha uygun düşer.

Aktif dinleme daha zordur. Dinlerken karşımızdaki kişinin dilini, hızını ve konuşmasının içeriğini izlememiz gerekir. Aktif dinleme karşınızdakinin duygularını paylaşarak dinlemektir.

Geri Besleme: Geri besleme kişiye başkalarını nasıl etkilediği konusunda bilgi verir. İki tür geri besleme vardır.

Sözlü geri besleme ses perdesi, ses tonu ve konuşma hızıyla birlikte kullanılan sözcükleri kapsar. Sözlü anlatım konuşmacının başlıca mesajını dinleyicilere aktarır. Sesin kontrol edilmesi ses hacmi, ses perdesi, hız, nitelik, telaffuz ve stil üzerinde yoğunlaşarak başarılır.

Ses perdesi değişmesi bir sözcüğe genel anlamından daha güçlü bir anlam verir.

Sözsüz geri besleme, yani beden dili; yüz ifadelerini, göz temasını, duruşu, jestleri, fiziksel mekanı ve zamanı kapsar. Konuşmacının vücut hareketleri dinleyiciye gönderilen ikinci dereceden mesaja katkıda bulunur.

Yüz kasları ve gözler belki de vücudun diğer kısımlarından daha fazla sözsüz mesaj iletir. Örneğin, bir kaşın havaya kalkması şaşkınlık, gözlerin açılması hayret, tavana bakma derin düşüncelere dalma, yere bakma günlük hayaller kurma anlamına gelebilir. Yüz ifadeleri ve göz hareketleri dinleyenlere konuşmacının onlarla iletişim kurmak isteyip istemediğini ve mesajı anlamalarına ilgi duyup duymadığını anlatır. Dinleyenlerin mesajı anlamadığını düşünüyorsanız, konuyu yeniden anlatmanız ya da tekrar etmeniz veya karışıklığı düzeltmek için belki de bir örnek vermeniz gerekir.

Beden Dili: Konuşmacı kürsüye ya da podyuma yaklaşırken dinleyicide ilk izlenimini oluşturur. En iyi strateji emin adımlarla yürümek, notları hızlı bir şekilde düzenlemek, dinleyicilere bir göz atmak ve derin bir nefes alarak konuşmaya başlamaktır.

Öne arkaya sallanmak, ağırlığı bir bacaktan ötekine vermek ve gereksiz yere podyumun gerisine doğru gitmek dinleyicinin dikkatini dağıtır. Jestler el ve kollarla yapılan vücut hareketleridir. Genellikle konuşmacının kendini konuya kaptırması sonucu kendiliğinden ortaya çıkar. Örneğin, dinleyicilerden biri konuşmacıya bir soru yöneltirken konuşmacı kollarını göğsüne kavuşturarak durursa, dinleyiciler konuşmacının soruyu önemsemeyerek, savunmaya geçtiğini ya da başka sorular dinlemek istemediğini düşünebilir.

Poz. konuşmacının duruş biçimidir. Dimdik durmak ya da kendini koyuvermek dinleyiciye ayrı ayrı mesajlar verir. Konuşmacı fiziksel olarak rahat edebileceği şekilde, gergin olmayan bir çeviklik ve kontrol duygusu yaratarak durmalıdır. Ayaklar birbirine yakın olmalı ve ağırlık iki ayağa da eşit olarak dağılmalıdır.

Oturma Düzeni: Bir sunuş için oturma yerlerinin fiziksel düzenlenmesi bir mesaj verir ve dinleyicilerde bir tepki yaratır. Konuşmacının niyeti hazır bulunan herkesin aktif katılımını sağlamaksa, bu durumda oturma düzeninin bu mesajı vermesi gerekir.

Sunuş Programı: Dinleyicilerin zamanının en az sizinki kadar değerli olduğunu unutmayın. Başlangıç ve bitiş zamanları en küçük noktasına kadar belirlenmelidir. Ne olursa olsun, programa bağlı kalınmalıdır. Konuşmaya geç başlarsanız ya da önceden belirtilen zamanlarda ara verilmezse, bu durum konuşma konunuzu gölgede bırakabilir.

Sorular ve Cevaplar

İki tür -dolaylı ve dolaysız- soru vardır. Dolayısıyla sorular özgül bir konuyu ortaya atar. Bu sorular "evet", "hayır", şeklinde ya da kısa olarak cevaplanabilir. Dolaysız bir soruya şu örnek verilebilir: "Önceki slaytta gösterilen satış hacmi sadece Ocak ayına mı aittir?"

Dolaylı sorular açık uçludur. Cevap vermeden önce düşünmek gerekir. Örneğin, şu soru "Önceki slaytta gösterilen satış rakamlarına nasıl ulaştınız?"

Sorular şu işlevleri yerine getirir:

* Nedenleri saptamak.

* Tepkileri açığa çıkarmak.

* Öneriler almak.

* Dikkati yoğunlaştırmak. 

* Geri besleme elde etmek.

* Zıt görüşleri ortaya atmak.

* Yaratıcılığı kamçılamak.

* Tartışma yaratmak.

* Mutabakatı sınamak.

* Performansı eleştirmek.

* Yeni alanlar keşfetmek.

* Anlama derecesini değerlendirmek.

Özanlayış

Öz anlayışınız kendi görme biçiminizdir. Bir sistem içinde kendimizi belli bir hiyerarşik düzeye koyarız. Birçok sistemin öğesi olduğumuz için kendimizi gördüğümüz düzey sistemden sisteme değişebilir. Son olarak hepimizin bir özel bir de genel yanı bulunmaktadır. Özel ve genel davranışlarımızın dört boyutu vardır: 

1) Kendimizin bildiği ve başkasının bilmesine izin vermediği davranış.

2) Kendimizin bildiği ama başkalarına açık olmayan davranış.(derin duygular, fikirler)

3) Kendimizin bilmediği ama başkalarının gözlediği davranışlar.

4) Kendimizin bilmediği ve başkalarına da açık olmayan davranışlar.

Geri besleme (sözlü veya sözsüz), kendimizin bilmediği bu davranışların farkına varmamıza yardımcı olmak için başkaları tarafından yürütülen bir girişimdir.

Kendini Açığa Vurma

Açığa vurma sayesinde kendimizin bir parçasını başkalarıyla paylaşma konusunda serbestçe kararlar alırız. Kendimizi daha iyi anlamamız için kendimizi başkalarıyla paylaşmamıza gerek vardır. Kendini açığa vurma ancak kendinizi başkalarına gösterdiğiniz zaman ortaya çıkar. Bunun riskli olacağı korkusundan kurtulun. Bereket versin ki ödüller risklere ağır basar. Kendinizi açığa vurma süreci boyunca olgunlaşırsınız. 

Kendini Analiz Etme

Kendinizi sürekli ve dürüst bir şekilde sınavdan geçirmenizi kapsar. Bunu yaparken aşağıdaki soruları yanıtlamak yardımcı olabilir:

1. Temel değerlerim neler?

2. Bu değerlerin herbiri benim için ne kadar önemli?

3. İhtiyaçlarım neler?

4. Bu ihtiyaçlardan hangileri karşılanıyor?

5. Karşılanmayan ihtiyaçlarım nasıl karşılanabilir?

6. Güçlü yanlarım ne?

7. Gelişme alanlarım hangileri?

8. Bu alanları nasıl bir güce dönüştürebilirim?

Olumlu bir öz anlayışa sahip olduğunuz zaman daha etkili bir konuşmacı olacaksınız.

Özet

Bu bölümde, etkili sunuşlar yapma konusunda sizi içsel olarak hazırlamaları bakımından iletişim süreci ve öz anlayışı inceledik.

2.BÖLÜM - SUNUŞLAR NİÇİN PLANLANMALI?

Planlama etkili bir sunuşun anahtarıdır. Planlama çok yönlüdür. En azından aşağıdaki noktaların belirlenmesini kapsar:

1. Sunuşun amacı.

2. Konuşmacının hedefi.

3. Dinleyicilerin rolü ve ihtiyaçları.

4. Lojistik: Ne zaman? Nerede? Kim?

5. Donanım ve materyaller.

6. Maliyetler.

7. Sunuşa yaklaşım.

8. Sunuşun içeriği.

Konuşmacının Hedefleri

Konuşmacının iki hedef dizisi bulunur: Sunuşun hedefleri ve kendi hedefleri. Bazı kişisel hedefler sunuşun etkisini arttırır. Bunun örnekleri şunlardır:

* Saygı, inanç ve güven uyandırmak.

* Geri beslemeden öğrenmek.

* Soruları daha iyi kullanmak.

* Özgüven oluşturmak.

* Aktif bir dinleyici olmak.

Sunuşun etkisini azaltan kişisel hedeflere de şu örnekler verilebilir:

* Bu uzmanlığa sahip tek kişi olduğunu göstermek.

* Terfi etmek.

* Başka birisini kötü göstermek.

* Övgü almak.

* Kişisel konumunu yükseltmek.

Dinleyicinin Hedefleri

Bir kişiden bir sunuşa katılması istendiğinde, çoğunlukla Şu iki kendiliğinden tepkiden birisini gösterir: "Harika!" ya da "Zamanımı boşa harcamayacağım."

Dinleyicinin Rolü

1. Bölümde sunuşun iletişime yönelik bir forum olduğunu belirttik.

Dinleyicinin rolü pasif değildir. Dinleyici sözlü ve sözsüz olarak enformasyon gönderir.

Dinleyici Nedir?

Dinleyici, özel bir amaçla bir araya getirilmiş insan grubudur. Dinleyiciler arasındaki tek ortak bağ bu olabilir. Bir sunuş sırasında, her zaman iki çeşit karşılıklı etkileşim görülür:

1) Dinleyicilerin arasında etkileşim.

2) Dinleyicilerle konuşmacı arasındaki etkileşim.

Dinleyici Analizi

Dinleyici analizi kendinize şu soruları sormaktan ibarettir:

1. Dinleyici grubu oluşturacak insanlar hakkında ne biliyorum?

2. Bu insanlar hakkında nasıl daha çok şey öğrenebilirim?

3. Bu bilgileri sunuşun etkili olma olasılığını arttırmak için nasıl kullanabilirim?

Dinleyiciyi analiz etmede yardımcı olacak bilgiler şunlardır:

1. Gelecek insan sayısı.

2. Geleceklerin isimleri.

3. Geleceklerin konumları.

4. Temsil edilen bölümler.

5. Bölüm yöneticilerinin sayısı.

6. Yardımcı personel sayısı.

7. Geleceklerin cinsiyeti.

8. Geleceklerin yaş ortalaması ve kıdem durumu.

9. Karar alma gücüne sahip insan sayısı.

10. Sunuşun konusuna çok ilgi duyan insan sayısı.

11. Sunuşun konusuna çok az ilgi duyan insan sayısı.

Sunuş Ortamı

Kötü bir sunuş ortamı çok istekli dinleyicilerin bile hevesini kırabilir. Fiziksel düzenleme, dikkat dağıtıcı dış etkiler ve dinleyicilerin kalabalığı sunuş ortamına etkide bulunur.

Fiziksel Düzenleme. Dinleyicilerin nasıl oturacağını, mekanın büyüklüğünü ve kullanılacak araçları önceden belirlemek, sunuş sırasında problemleri en aza indirir. Bilinmeyen değişkenler ne kadar azsa özgüvenimiz o kadar artacaktır. Sadece ödevinizi yapmadığınızın açıkça görüldüğü durumlar dinleyiciyi çileden çıkarabilir.

Dış Etkiler. Siren, trafik, koridor konuşmaları ve vantilatörün yarattığı gürültüler dinleyicinin dikkatini dağıtır. Dikkat dağılması anlık bir durum ise, sesinizi ve/ya da vücut pozisyonuzu ayarlayıp konuşmaya devam edin. Gürültü, devam etmeyi olanaksızlaştıracak kadar sinir bozucuysa zorunlu bazı ayarlamalarla yetinmek daha iyidir.

Dinleyici Kalabalığı. 

Dinleyicilerin kalabalıklığı sunuşun ne kadar biçimsel olacağını belirler.

Öğrenme

Bir sunuş dinleyicilere bilgi mesajı verir. Yetişkinlerin öğrenimi konusunda önde gelen otoritelerden birisi olan Dr. Malcolm Knowles, Yetişkin Öğrenci: İhmal Edilmiş bir tür adlı kitabında, neredeyse 20.yy. lın ortalarına kadar, "hem çocukların hem yetişkinlerin eğitimi için tek bir teorik yapı vardı: pedagoloji.

Pedagoloji

Pedagoloji, "çocukları eğitme sanatı ve bilimi" olarak tanımlanır. Bunun kökenleri romanın yıkılışına kadar gider. romanın düşüşünden sonra, bu varsayımlar putperestlik olarak görüldü ve 7. yy. da yasaklandı.

Pedagolojinin mesajı şudur: "Bu böyledir, buna inan ve bunu hatırla".

Andragoloji

"Andragoloji", yetişkinleri eğitme teorisini tanımlamak için kullanılan bir terimdir. Yetişkin eğitiminin mesajı şöyledir: "İşte sana bilgi, bunu al ve sana yararlı olacağını düşünüyorsan kullan".

Deneysel Öğrenme mi, Konferans mı?

Yetişkinler en iyi deneysel olarak yani, birşeyle bağlantı kurarak ya da bir şey yaparak öğrenirler.

Deneysel öğrenimin çeşitli düzeylerini bir sunuşa aktarmanın sayısız rolü bulunmaktadır. Kuşkusuz, deneysel sunuşlar geliştirirken göz önünde bulundurulması gereken iki değişken, mevcut zaman ve dinleyicilerin esneklik derecesidir.

3. BÖLÜM - SUNUŞUN ÖĞELERİ

Mesajlar bir çok yoldan (sözlü sunuşlar, resimler, doğa) iletilir.

Sunuş Hazırlamanın Dokuz Aşaması

1. Sunuş analizini yapma.

2. Veri toplama.

3. Verilerin düzenlemesini yapma.

4. Sunuşun planını çıkarma.

5. Metni yazma.

6. Görsel yardımcıları kararlaştırma.

7. Metni konuşmaya dökme.

8. Sunuşu prova etme.

9. Sunuşu yapma.

Veri Toplama

Konuşmacı: Bilgi deponuzdaki verileri etkili biçimde hatırlamanın yolu beyin fırtınasıdır.

Organizasyonun Dosyaları: Şirketin dosyaları sunuş geliştirmek için mükemmel bir bilgi kaynağı olabilir. Notlar, mektuplar, politika ile ilgili yöntem ve broşürler raporlar, istatistikler gibi şeylerin tümü potansiyel bilgi kaynaklarıdır.

Görüşmeler: Bilgiye ihtiyaç duyulduğunda gösterilen ilk tepki bilen birisine sormaktır. Aynı ilke bir sunuş için veri toplamada da geçerlidir.

Verilerin Düzenlenmesi

Sunuşun hedefleri açık ve konuşmacının hitabetleri iyi olsa bile, içerik iyi düzenlenmemişse dinleyiciler hayal kırıklığına uğrayacak ve zaman yitireceklerdir. konuşmacı elindeki verileri düzenli olarak aktarırsa böyle bir sorun olmayacaktır.

Kilit Düşünce

Kilit noktaları belirlemeden önce, konuşmacının kilit düşünceyle ilgili bir ifade geliştirmesi gerekir. Kilit noktalar buradan çıkarılır. Kilit düşünce, etrafında kilit noktaların geliştirileceği sunuşun özüdür.

Kilit Noktalar

Kilit noktalar, kilit düşüncelerden çıkarılır. Larry Samovar ve Jack Mills kilit noktaların seçilmesi ve ifade edilmesi için bir dizi yol göstermişlerdir:

1. Her nokta kilit düşün cenin bir ürünü olmalıdır.

2. Her nokta öteki kilit noktalardan farklı olmalıdır.

3. Kilit noktalar kilit düşünceyi yeterince tartışmalıdır.

Ana Noktaların Sıralanması

Verileri düzenlemenin birkaç değişik yolu bulunmaktadır:

1. Kronolojik. Eğer ana noktalar en iyi kronolojik sıraya göre geliştiriliyorsa bunları ortaya çıkacakları zamana göre sıralayın.

2. Tarihsel. Eğer ana noktalar bir dönem meydana gelen değişikliklerle birlikte arka plan bilgisi de veriyorlarsa, sıralama tarihsel olmalıdır.

3. Mekansal. Örneğin bir şirketin bölge ya da yöreye dayalı çalışmalarının tartışılması hakkında bilgi vermek amacıyla kullanılır.

4. Konuya Göre. Bu düzenleme konuyu mantıksal ya da doğal bileşenlerine ayırır.

5. Problem Çözümü. Bu düzenleme bir problemi, problemin nedeninin analizini ve önerilen Bir çözümü ortaya koyar.

Plan Çıkarma

Bir plan iki temel amaca hizmet eder. Fikirleri planda hiyerarşik bir sıraya koymak için semboller kullanılır. Ortaya çıkan plan şuna benzer:

I. Ana nokta

A. Kilit nokta

1. Destekleyici veri

2. Destekleyici veri

B. Kilit nokta

II. Ana nokta

Bu plandaki her bölüm yalnızca bir fikri gösterir.

Metin Yazma

Uzunluğu ne olursa olsun sunuş asla ezberden yapılmamalıdır; Çünkü sunuşun dinamikleri çok karmaşıktır. Ama notlara da çok fazla bağlı kalmayın. Notlar sadece hafızayı canlandırır.

Yazılı Metni Geliştirme

Yazılı metin sözlü sunuştan farklıdır. Hem mesajı ham sunulacak görsel metaryelleri tanımlar. Yazılı metin kendi kendine yeterlidir. Sözlü sunuş olmadan da anlaşılabilir.

Yazılı Metnin Bölümleri

Yazılı metinde, plandaki dört bölüme denk düşen dört bölüm bulunur.

Giriş: Dinleyicilerin konuşmacıyla ilgili ilk izlenimlerine katkıda bulunur. Bazı konuşmacılar dinleyicinin dikkatini hemen konunun üstüne yoğunlaştıracak bir cümleyle başlarlar. Dinleticiye yönelmek ya da neden bir araya getirildiklerinden söz etmek dinleyiciyi anında konunun içine çekecektir.

Kilit Düşünce: Kilit düşünce sunuşun hedefidir. Sunuşun neyi gerçekleştireceğini söyler.

Gelişme: Bu kısım hem plandaki her bir noktanın ayrıntılarının tartışılmasını, hem de kilit noktayı destekleyici veriler içerir.

Sonuç ya da Kapanış: Etkili olması için sonuç bölümü dinleyicinin dikkatini iletilen mesaja yöneltmeli ve dinleyicilere bir tamamlanmışlık duygusu vermelidir.

Son Taslağı Hazırlama: Askerlikle ilgili bir deyişte olduğu gibi: "Onlara ne söylemeye geldiğinizi söyleyin, söyleyeceklerinizi söyleyin ve arkasından ne söylediğinizi söyleyin." Bu bir sunuşun yapısı içinde geçerlidir.

Görsel Yardımcıları Belirleme: Bazı konuşmacılar önce yaratıcı ve ilginç görsel araçları seçip, daha sonra da sunuşu bunları kapsayacak şekilde yazma yanlışına düşüyor. Bu, süreci tersine çevirir. Doğru sıra sunuşu yazmak, sonra hangi görsel araçların kullanılacağına karar vermektir.

METNİ KONUŞMAYA DÖNÜŞTÜRME

Yazılı bir sunuşun dili ve stili, sözlü bir sunuşun dili ve stiliyle aynı olamaz. Bu nedenle sözlü sunuş yapmadan önce yazılı metni konuşma stiline çevirmeniz gerekir. Bir konuşma stili geliştirmek için önerilen bazı ilkeler şunlardır:

1. Şahıs zamirleri kullanın.

2. Kısaltmalar kullanın.

3. Günlük sözcüklere dayanın

4. Kısa ama çok fazla olmayan bağlaçlar kullanın.

5. Argo, jargon ve akrostiklerden kaçının.

6. Olumlu sözcükler kullanın.

7. Cümleleriniz kısa olsun.

Rahat ve sohbet eder gibi konuşmak yapaylığı azaltır ve tek tek her dinleyicide sadece kendisine konuşuluyormuş hissi uyandırır.

4. BÖLÜM

Görsel Araçların Kullanılması - Görsel Araçlar Sunuşlara 

Nasıl Katkıda Bulunur?

Görsel araçlar fikirleri güçlendirir, berraklaştırır ve açıklığa kavuşturur.

Sunuşa Yardımcı Araçlar

Sunuşa yardımcı araçlar üç kategoriye ayrılır: sessiz görsel araçların kapsamına yazı tahtaları, yazı levhası, projeksiyonlar gibi görsel araçlar girer. İşitsel araçlar teyp, makaralı teyp ve plakları kapsar.

Prejoksiyonlar: Projeksiyonlar ya da saydam göstericiler hem küçük hem de orta büyüklükteki dinleyici grupları için elverişlidir. Etkili olması için net ve okunaklı olmalıdır.

Konuşmacının dia üzerindeki belirli noktaları göstermesi için bir çubuk kullanması gerekir.

Slaytlar: Slaytlar, renk, fotoğraf, film ve çizim kullanmak için mükemmel araçlardır. Işıkların açılıp kapanması sırasında dinleyicinin dikkati dağılacağından, konuşmacı bu anlarda akışı nasıl koruyacağını planlamalıdır.

Filmler: Film, bir teoriyi, kavramı, tekniği ya da süreci pekiştirmenin iyi bir yoludur. Konuşmacı sunuşun mesajını desteklemek amacıyla filmi iyi analiz etmelidir

Yazı Tahtaları: Siyah zemine beyaz, yeşil zemine sarı renkli tebeşir daha iyi gider. El yazısı da okunaklı olmalıdır. En büyük dezavantajı tahta silinince bilginin yok olmasıdır.

Yazı Levhası: Yazı levhası bir yazı sehpasına, duvara ya da tahtaya iliştirilebilen büyük boy boş kağıtlardan meydana gelir.

Yazılı Materyal: Yazılı materyaller; görsel araçlarda ya da sunuş sırasında sunulan metaryelin kopyalarını ek bilgileri, istatistiksel verileri ve hatta sunuş metnini içerebilir.

Grafikler: Grafikler sessiz görsel araçların bir biçimidir. Çoğu kez bir konu bazı grafik türlerini kullanarak daha iyi aydınlatılabilir.

Telekonferans: Masrafların yükselmesi nedeniyle değişik coğrafi bölgelerde yaşayan insanlar arasında bağlantı kurmak için telekonferans yöntemi kullanılıyor. Telekonferans, ayrı yerlerdeki bireylerin, karşılıklı etkileşim amacıyla telekominikasyon sistemlerinden yararlanmasıdır.

5. BÖLÜM

KONUŞMACININ LİDERLİK ROLÜ

GRUP DAVRANIŞLARI 

Grup davranışları bir gruptaki tek tek bireylerin sergilediği davranışların bir bileşkesidir. Sadece bir grubun üyesi olmakla grup davranışı hakkında çok şey öğrenebilirsiniz. Her grup yaşam süresi boyunca bir parça değişir ve gelişir. Buna "grup dinamikleri" denilmektedir. 

Grup Dinamiklerinin Öğeleri 

Grup dinamiklerine katkıda bulunan belli başlı altı öğe mevcuttur: misyon, normlar, yapı, roller, liderlik ve iletişim.

Gruplar ister gönüllü ister gönülsüz kurulsun, bir amacı başarmak için oluşur. Kendi misyonlarını kendileri belirleyebilir ya da misyon grubun dışındaki bir güç tarafından önceden belirlenebilir. Her grubun özgül değer ve standartları vardır. Misyonunu başarıyla yerine getirmek için grubun izlediği süreci böylesi değerler ve standartlar yönlendirir. Bu süreçte lider çok önemli bir rol oynar. Etkili ve verimli grup performansı iletişimle doğrudan ilintilidir.

Grup Üretkenliği

Grup üretkenliğini etkileyen iki faktör bulunmaktadır. Birincisi, grup içindeki her bir bireyin tutumu grubun oluşturacağı sonuçları etkiler. İkincisi, grup üretkenliği bir bütün olarak grubun kollektif davranışına bağlıdır. 

Bireysel Davranış.

1) Grup üyeliğine isteğiniz dışında seçilmiş olsanız bile aktif bir katılım gösterip göstermeyeceğinizi kararlaştıracak olan kişi sizsiniz

2) Rol özdeşmesidir. Bazı bireyler ait oldukları grupta lider olmak için güçlü bir istek taşır.

3) kabullenmedir. Kendinizi grubun bir parçası olarak görüyor musunuz? Grup sizi bir üye olarak kabul ediyor mu?

4) sevgidir. Düşünceli ve sevecen davranış, kendi kendine motive olmuş, özsaygıya sahip ve aktif katılım göstermeye aday bir kişi olmanın işaretidir. Bir sunuşa katılma payınızı bu konuların her birini ne kadar iyi çözdüğünüz belirler.

Kollektif Davranış. 

Bir grubun performansını etkileyen ikinci faktör, üyelerin grup üretkenliğinin önündeki engellerle nasıl başa çıktığıdır.

Karar Alma

Sunuş bir karar alma ihtiyacını doğurabilir. Grup kararları iki kategoriye -süreç ve görev- ayrılır. Süreç kararları bir görevin nasıl başarılacağını kararlaştırır. Görev kararları ise doğrudan grubun ortaya koyduğu ürünle bağlantılıdır. Grup kararları otoriteye çoğunluğa ya da mutabakata dayalı olarak alınabilir. Otoriter bir karar, özel bir birey ya da bireyler tarafından alınır. 

Problem Çözme

Etkili problem çözümü mantıksal bir atak planını izler. 

LİDERLİK 

Bir lider grubun amacına ulaşılmasını kolaylaştırdığı zaman etkili olur. Konuşmacı kişisel saldırılara kutuplaşmaya ve düşmanlığa engel olmalıdır. 

Liderlik Yaklaşımları

Esas olarak iki liderlik yaklaşımı -dolaysız ve dolaylı- bulunmaktadır. Sunuşlarda her ikisi de geçerlidir. Dolaysız liderlik yaklaşımında konuşmacı; dinleyici, konuyu ve sunuştan çıkan sonucu mutlak olarak kontrolü altında tutar. Sadece sunuşta nelerin yer alacağını belirlemekle kalmaz, sunuşun yönünü ve vurgusunu da belirler. Dolaylı liderlik dinleyicilerin daha fazla kontrol sahibi olmasına izin verir.

Sorumluluk

Dinleyiciler konuşmacının belirli rolleri yerine getirmesini beklerler. Konuşmacının sadece üç temel sorumluluğu -kolaylaştırma, özendirme ve kontrol etme- vardır. Konuşkan dinleyicilerin tartışmaya egemen olmasını engellemeli ve konuşmacının konuşmayı hedefe yönelik tutması gerekir.

Güven Oluşturma

Webster's New Collegiate Dictionary, "güven"i şöyle tanımlıyor: "Birisinin ya da birşeyin karakterine, yeteneğine, gücüne veya gerçekliğine kesin biçimde bel bağlama." Güve iki yönlü bir süreçtir. Güven duyan kimseye güven duyulur.

Mizah

Çoğu sonuçlar mizaha başvurmak için fırsatlar meydana getirir. Sunuşlarda mizaha başvurmanın iki yol gösterici ilkesi vardır. Dinleyicilerin oluşturduğu gülüşmelere katılın ve kişisel hatalarınıza gülün.

DINLEYİCİLERİ SUNUŞA KATMA

Dinleyiciyi Konuşmaya Teşvik Etme

Birincisi, hedeflerinizi (sunuşla ve dinleyicilerle ilgili hedeflerinizi ) önceden analiz edin. İkincisi, tüm sunuşu planlayın. Üçüncüsü, konunuzu tanıtmak için yeterince zaman ayırın. Giriş önemlidir! Bu, konuşmacı ve dinleyicilerin kendilerine alışmasını sağlayan bir süreçtir. Dördüncüsü, soru ve cevaplar, grup tartışmaları, görsel araçlar, örnek olay incelemeleri ve rol canlandırması rolüyle mesajı hayata geçirmeleri için dinleyicilere bir şans tanıyın.

Dinleyici yanıtları

Aktif ve uygun biçimde karşılıklı etkileşime girenler, bir şey söylemeyenler söz konusudur. Öte yandan, konuşma üzerinde tekel kuranlar tüm konuşmaları kendileri yapmak ister. Konuyu değiştirmek ya da tartışmaya yeni bir konu sokuşturmak isteyenlere yandan dolananlar deniyor.

Konuşmacının Yanıtları

konuşmacılar iddialı insanlardır. Katılımı özendirmekte anahtar konuşmacının tutumudur. 

BEKLENMEYENİ YÖNETME: Dinleyici Davranışları

Düşman Katılımcı:

Düşmanlık bir protesto ifadesidir. Birey konuyu konuşmacıyı organizasyonu ya da kişisel baskıları protesto ediyor olabilir. Düşmanlık konuşmacıda korku duyguları uyandırabilir. Bu düşmanca durumu yönetmenin en iyi yolu nedir? Dinleyici düşmanlığını yönetmek önce, özkontrolü korumayı; sonra da düşman katılımcı üzerinde kontrol kurup sürdürmeyi gerektirir. Düşmanca tavrı kontrol etmek için, kişisel düşmanlığı dağıtmaya çalışın. Düşman katılımcıdan kaçmak ya da onu önemsememek sadece sunuştan birşeyler alıp götürür.

Gönülsüz Katılımcı. 

Sunuşta olmayı istemeyen bir dinleyici genellikle sandalyeye yayılma bir şeyler karalama ya da uyuklama gibi pasif sözsüz davranışlar sergileyecektir. Bazı insanlar konuşmacı kim olursa olsun ya da mesaj ne kadar değerli olursa olsun sunuşlara katılmaktan heyecan duymaya bilir. 

- - -]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Sunuş, bir topluluk önünde konuşma forumudur. Bir organizasyon adına içeride ya da dışarıda sunuş yapılabilir. Dış sunuşlar ikna etmeye yöneliktir. Bunlar özel tutumlar örneğin,"Toplumun gelişmesine yardımcı olmak istiyoruz" ya da "Fiyatları yükseltmemiz lazım" ya da "Biz sizin için çalışıyoruz" veya "ürünlerimiz tamamen doğal maddeler içermektedir" gibi geliştirmeye çalışır.

İçe yönelik sunuşlar genellikle enformasyon yaymak amacıyla verilir. Bunlar; bolümler, yöneticilerle astları, kıdemli işçilerle genç işçiler arasında bilgi paylaştırmanın bir aracı işlevini görür. İç sunuşlara örnek olarak brifingler, tanışmalar ve eğitim etkinlikleri verilebilir.

Sunuş bir iletişim kanalıdır. Organizasyonun büyüklüğü, karmaşıklığı ve yönetim felsefesi sunuş gerektiren olayların yapısını ve türünü belirler. Sunuşlar çok çehrelidir. Konuşmacı, dinleyiciler, amaç, zaman, yer ve konu bunların tümü sunuşun etkinliğine katkıda bulunur. Bu yüzden, konuşmacının iletişim sürecinin karmaşıklığının ve dinamiklerinin bilincinde olması önem taşır.

BİR GRUP ÖNÜNDE KONUŞMA KORKUSUNU HAFİFLETMEK

Şirket içinde bir sunu yapmanın düşüncesi bile midenizde kramplar oluşturuyor, ağzınızı kurutuyor, terlemenize neden oluyor ve bacaklarınızı titretiyor mu? Eğer durum buysa, yalnız değilsiniz. Çoğu insan topluluk önünde konuşmaktan korkar. Bu korkuyu insanları gerçeklikten kaçmaya yönelten algılanmış bir tehdit meydana getirir.. Korku, algılanmış tehditle orantılı ya da orantısız olabilir.

Kendisini yaratan nedenle orantılı olan korku, sizi olumlu ve yapıcı bir şeyler yapmaya yöneltir.

Buna karşılık orantısız korkular psikolojik ve duygusal bakımdan zararlıdır. Bir sunuş yapma korkusu algılanan tehditle genellikle orantılı olur. Konuşmacılar çoğunlukla; birincisi anlayış arayarak, ikincisi korkuyu yapıcı eyleme dönüştürerek -görevi üstlenerek- stresi yönetirler.

İLETİŞİM SÜRECİ

Etkili iletişim iki yönlü bir süreçtir; bir verici ile bir alıcı arasındaki düşünce alış verişidir. Konuşmacı (verici) olarak göreviniz, dinleyicilerin (alıcı) mesajı anladıklarından emin oluncaya kadar bitmez. Dinleyicilerden bir mesaj aldığınız zaman, bu mesajı anladığınızı dinleyicileri ikna edecek bir biçimde ifade edinceye kadar göreviniz tamamlanmaz. Verici ve alıcı eş zamanlı biçimde mesajı süzgeçten geçirir.

Süzgeçten geçirme işleminin sonucu şudur; Alıcı mesajı vericinin kastettiği biçimde algılamayabilir.

Dinleyicinin anlayışını zenginleştirecek müdahelerde bulunmak amacıyla sunuşun planlanmış düzenini değiştirmek için, konuşmacıların iletişim dinamiklerinin bilincinde olması gerekir. Örneğin, bir konuşmacı mesajı yeniden ifade edebilir, örneklere başvurabilir, diyagramlar çizebilir, dinleyicilerin duygularını yansıtabilir ve özetleme yapabilir. Sözcüklerin herkes için mutlaka aynı şeyi ifade etmeyeceğini unutmayın. algılama kişisel birşeydir.

İLETİŞİMİN ÖĞELERİ

Sözlü sunuşların yapılmasında yer alan iletişim öğeleri konuşma, dinleme, geri besleme (sözlü veya sözsüz) ve soru sormaktır.

Konuşma: Sesiniz tutumunuzu, duygularınızı ve iç durumunuzu yansıtır. İç dünyanızın bir aynasıdır. Sesli anlatımın başlıca öğeleri ses hacmi, ses perdesi, tonlama, kalite, hız, lehçe ve stildir.

Ses Hacmi: Yüksek ses, fikirleri vurgulamak amacıyla etkili biçimde kullanılabilir. Buna karşılık, gereksiz yere sesi yükseltmek mesajdan çok şey götürebilir ve dinleyicileri kızdırabilir. Öte yandan bazı insanlar çok yumuşak konuşur. Sanki odada dinleyicilerin olduğunun farkında bile değildirler. Ses hacmi ya da tonunda hiçbir değişiklik olmadığından bunların konuşma biçimleri monotondur. Sonuç olarak dinleyiciler hayallere dalıp uyuklayabilir ya da sinirlenebilir.

Ses Perdesi: Etkili konuşmacılar anlamı güçlendirmek ve kullandıkları sözcüklere canlılık kazandırmak amacıyla seslerini alçaltır ya da yükseltir. Ses perdesinin uygun kullanımı anlamı berraklaştırır.

Hız: Konuşmacının sözcükleri söyleme hızının farkında olması ve bunu kontrol etmesi gerekir. Konu karmaşık olduğu zaman konuşma hızı düşürülmelidir.

Kalite: Kalite, kişinin sesinin kendine özgülüğünü anlatır. Ama duygusal ve fiziksel durumlarda etkide bulunur.

Tonlama ve Telaffuz: Tonlama, konuşma seslerinin yapısını anlatır. Telaffuz ise seslerin sözcükler içinde kaynaşmasıdır.

Stil: En çekici stil sohbet biçiminde olanıdır. Bu, ezbere, kendiliğinden konuşmak demek değildir. Tam tersine dinleyicilerden herbirine sanki kendisine konuşuluyormuş duygusunu veren bir konuşma tarzıdır.

Dinleme: Etkili iletişim hem dinlemeye hem de konuşmaya bağlıdır. İki tür -pasif ve aktif- dinleme vardır. Pasif dinleme dikkatli suskunluğu ve en az yanıt vermeyi kullanır. Diğer kişinin fikirlerini istediği gibi ifade etmesine izin verir. Konuşmacı uzunca bir sözlü etkileşim beklemez. Suskunluk ya da tek bir sözcük yeterli olabilir. Bazen sözsüz bir karşılık daha uygun düşer.

Aktif dinleme daha zordur. Dinlerken karşımızdaki kişinin dilini, hızını ve konuşmasının içeriğini izlememiz gerekir. Aktif dinleme karşınızdakinin duygularını paylaşarak dinlemektir.

Geri Besleme: Geri besleme kişiye başkalarını nasıl etkilediği konusunda bilgi verir. İki tür geri besleme vardır.

Sözlü geri besleme ses perdesi, ses tonu ve konuşma hızıyla birlikte kullanılan sözcükleri kapsar. Sözlü anlatım konuşmacının başlıca mesajını dinleyicilere aktarır. Sesin kontrol edilmesi ses hacmi, ses perdesi, hız, nitelik, telaffuz ve stil üzerinde yoğunlaşarak başarılır.

Ses perdesi değişmesi bir sözcüğe genel anlamından daha güçlü bir anlam verir.

Sözsüz geri besleme, yani beden dili; yüz ifadelerini, göz temasını, duruşu, jestleri, fiziksel mekanı ve zamanı kapsar. Konuşmacının vücut hareketleri dinleyiciye gönderilen ikinci dereceden mesaja katkıda bulunur.

Yüz kasları ve gözler belki de vücudun diğer kısımlarından daha fazla sözsüz mesaj iletir. Örneğin, bir kaşın havaya kalkması şaşkınlık, gözlerin açılması hayret, tavana bakma derin düşüncelere dalma, yere bakma günlük hayaller kurma anlamına gelebilir. Yüz ifadeleri ve göz hareketleri dinleyenlere konuşmacının onlarla iletişim kurmak isteyip istemediğini ve mesajı anlamalarına ilgi duyup duymadığını anlatır. Dinleyenlerin mesajı anlamadığını düşünüyorsanız, konuyu yeniden anlatmanız ya da tekrar etmeniz veya karışıklığı düzeltmek için belki de bir örnek vermeniz gerekir.

Beden Dili: Konuşmacı kürsüye ya da podyuma yaklaşırken dinleyicide ilk izlenimini oluşturur. En iyi strateji emin adımlarla yürümek, notları hızlı bir şekilde düzenlemek, dinleyicilere bir göz atmak ve derin bir nefes alarak konuşmaya başlamaktır.

Öne arkaya sallanmak, ağırlığı bir bacaktan ötekine vermek ve gereksiz yere podyumun gerisine doğru gitmek dinleyicinin dikkatini dağıtır. Jestler el ve kollarla yapılan vücut hareketleridir. Genellikle konuşmacının kendini konuya kaptırması sonucu kendiliğinden ortaya çıkar. Örneğin, dinleyicilerden biri konuşmacıya bir soru yöneltirken konuşmacı kollarını göğsüne kavuşturarak durursa, dinleyiciler konuşmacının soruyu önemsemeyerek, savunmaya geçtiğini ya da başka sorular dinlemek istemediğini düşünebilir.

Poz. konuşmacının duruş biçimidir. Dimdik durmak ya da kendini koyuvermek dinleyiciye ayrı ayrı mesajlar verir. Konuşmacı fiziksel olarak rahat edebileceği şekilde, gergin olmayan bir çeviklik ve kontrol duygusu yaratarak durmalıdır. Ayaklar birbirine yakın olmalı ve ağırlık iki ayağa da eşit olarak dağılmalıdır.

Oturma Düzeni: Bir sunuş için oturma yerlerinin fiziksel düzenlenmesi bir mesaj verir ve dinleyicilerde bir tepki yaratır. Konuşmacının niyeti hazır bulunan herkesin aktif katılımını sağlamaksa, bu durumda oturma düzeninin bu mesajı vermesi gerekir.

Sunuş Programı: Dinleyicilerin zamanının en az sizinki kadar değerli olduğunu unutmayın. Başlangıç ve bitiş zamanları en küçük noktasına kadar belirlenmelidir. Ne olursa olsun, programa bağlı kalınmalıdır. Konuşmaya geç başlarsanız ya da önceden belirtilen zamanlarda ara verilmezse, bu durum konuşma konunuzu gölgede bırakabilir.

Sorular ve Cevaplar

İki tür -dolaylı ve dolaysız- soru vardır. Dolayısıyla sorular özgül bir konuyu ortaya atar. Bu sorular "evet", "hayır", şeklinde ya da kısa olarak cevaplanabilir. Dolaysız bir soruya şu örnek verilebilir: "Önceki slaytta gösterilen satış hacmi sadece Ocak ayına mı aittir?"

Dolaylı sorular açık uçludur. Cevap vermeden önce düşünmek gerekir. Örneğin, şu soru "Önceki slaytta gösterilen satış rakamlarına nasıl ulaştınız?"

Sorular şu işlevleri yerine getirir:

* Nedenleri saptamak.

* Tepkileri açığa çıkarmak.

* Öneriler almak.

* Dikkati yoğunlaştırmak. 

* Geri besleme elde etmek.

* Zıt görüşleri ortaya atmak.

* Yaratıcılığı kamçılamak.

* Tartışma yaratmak.

* Mutabakatı sınamak.

* Performansı eleştirmek.

* Yeni alanlar keşfetmek.

* Anlama derecesini değerlendirmek.

Özanlayış

Öz anlayışınız kendi görme biçiminizdir. Bir sistem içinde kendimizi belli bir hiyerarşik düzeye koyarız. Birçok sistemin öğesi olduğumuz için kendimizi gördüğümüz düzey sistemden sisteme değişebilir. Son olarak hepimizin bir özel bir de genel yanı bulunmaktadır. Özel ve genel davranışlarımızın dört boyutu vardır: 

1) Kendimizin bildiği ve başkasının bilmesine izin vermediği davranış.

2) Kendimizin bildiği ama başkalarına açık olmayan davranış.(derin duygular, fikirler)

3) Kendimizin bilmediği ama başkalarının gözlediği davranışlar.

4) Kendimizin bilmediği ve başkalarına da açık olmayan davranışlar.

Geri besleme (sözlü veya sözsüz), kendimizin bilmediği bu davranışların farkına varmamıza yardımcı olmak için başkaları tarafından yürütülen bir girişimdir.

Kendini Açığa Vurma

Açığa vurma sayesinde kendimizin bir parçasını başkalarıyla paylaşma konusunda serbestçe kararlar alırız. Kendimizi daha iyi anlamamız için kendimizi başkalarıyla paylaşmamıza gerek vardır. Kendini açığa vurma ancak kendinizi başkalarına gösterdiğiniz zaman ortaya çıkar. Bunun riskli olacağı korkusundan kurtulun. Bereket versin ki ödüller risklere ağır basar. Kendinizi açığa vurma süreci boyunca olgunlaşırsınız. 

Kendini Analiz Etme

Kendinizi sürekli ve dürüst bir şekilde sınavdan geçirmenizi kapsar. Bunu yaparken aşağıdaki soruları yanıtlamak yardımcı olabilir:

1. Temel değerlerim neler?

2. Bu değerlerin herbiri benim için ne kadar önemli?

3. İhtiyaçlarım neler?

4. Bu ihtiyaçlardan hangileri karşılanıyor?

5. Karşılanmayan ihtiyaçlarım nasıl karşılanabilir?

6. Güçlü yanlarım ne?

7. Gelişme alanlarım hangileri?

8. Bu alanları nasıl bir güce dönüştürebilirim?

Olumlu bir öz anlayışa sahip olduğunuz zaman daha etkili bir konuşmacı olacaksınız.

Özet

Bu bölümde, etkili sunuşlar yapma konusunda sizi içsel olarak hazırlamaları bakımından iletişim süreci ve öz anlayışı inceledik.

2.BÖLÜM - SUNUŞLAR NİÇİN PLANLANMALI?

Planlama etkili bir sunuşun anahtarıdır. Planlama çok yönlüdür. En azından aşağıdaki noktaların belirlenmesini kapsar:

1. Sunuşun amacı.

2. Konuşmacının hedefi.

3. Dinleyicilerin rolü ve ihtiyaçları.

4. Lojistik: Ne zaman? Nerede? Kim?

5. Donanım ve materyaller.

6. Maliyetler.

7. Sunuşa yaklaşım.

8. Sunuşun içeriği.

Konuşmacının Hedefleri

Konuşmacının iki hedef dizisi bulunur: Sunuşun hedefleri ve kendi hedefleri. Bazı kişisel hedefler sunuşun etkisini arttırır. Bunun örnekleri şunlardır:

* Saygı, inanç ve güven uyandırmak.

* Geri beslemeden öğrenmek.

* Soruları daha iyi kullanmak.

* Özgüven oluşturmak.

* Aktif bir dinleyici olmak.

Sunuşun etkisini azaltan kişisel hedeflere de şu örnekler verilebilir:

* Bu uzmanlığa sahip tek kişi olduğunu göstermek.

* Terfi etmek.

* Başka birisini kötü göstermek.

* Övgü almak.

* Kişisel konumunu yükseltmek.

Dinleyicinin Hedefleri

Bir kişiden bir sunuşa katılması istendiğinde, çoğunlukla Şu iki kendiliğinden tepkiden birisini gösterir: "Harika!" ya da "Zamanımı boşa harcamayacağım."

Dinleyicinin Rolü

1. Bölümde sunuşun iletişime yönelik bir forum olduğunu belirttik.

Dinleyicinin rolü pasif değildir. Dinleyici sözlü ve sözsüz olarak enformasyon gönderir.

Dinleyici Nedir?

Dinleyici, özel bir amaçla bir araya getirilmiş insan grubudur. Dinleyiciler arasındaki tek ortak bağ bu olabilir. Bir sunuş sırasında, her zaman iki çeşit karşılıklı etkileşim görülür:

1) Dinleyicilerin arasında etkileşim.

2) Dinleyicilerle konuşmacı arasındaki etkileşim.

Dinleyici Analizi

Dinleyici analizi kendinize şu soruları sormaktan ibarettir:

1. Dinleyici grubu oluşturacak insanlar hakkında ne biliyorum?

2. Bu insanlar hakkında nasıl daha çok şey öğrenebilirim?

3. Bu bilgileri sunuşun etkili olma olasılığını arttırmak için nasıl kullanabilirim?

Dinleyiciyi analiz etmede yardımcı olacak bilgiler şunlardır:

1. Gelecek insan sayısı.

2. Geleceklerin isimleri.

3. Geleceklerin konumları.

4. Temsil edilen bölümler.

5. Bölüm yöneticilerinin sayısı.

6. Yardımcı personel sayısı.

7. Geleceklerin cinsiyeti.

8. Geleceklerin yaş ortalaması ve kıdem durumu.

9. Karar alma gücüne sahip insan sayısı.

10. Sunuşun konusuna çok ilgi duyan insan sayısı.

11. Sunuşun konusuna çok az ilgi duyan insan sayısı.

Sunuş Ortamı

Kötü bir sunuş ortamı çok istekli dinleyicilerin bile hevesini kırabilir. Fiziksel düzenleme, dikkat dağıtıcı dış etkiler ve dinleyicilerin kalabalığı sunuş ortamına etkide bulunur.

Fiziksel Düzenleme. Dinleyicilerin nasıl oturacağını, mekanın büyüklüğünü ve kullanılacak araçları önceden belirlemek, sunuş sırasında problemleri en aza indirir. Bilinmeyen değişkenler ne kadar azsa özgüvenimiz o kadar artacaktır. Sadece ödevinizi yapmadığınızın açıkça görüldüğü durumlar dinleyiciyi çileden çıkarabilir.

Dış Etkiler. Siren, trafik, koridor konuşmaları ve vantilatörün yarattığı gürültüler dinleyicinin dikkatini dağıtır. Dikkat dağılması anlık bir durum ise, sesinizi ve/ya da vücut pozisyonuzu ayarlayıp konuşmaya devam edin. Gürültü, devam etmeyi olanaksızlaştıracak kadar sinir bozucuysa zorunlu bazı ayarlamalarla yetinmek daha iyidir.

Dinleyici Kalabalığı. 

Dinleyicilerin kalabalıklığı sunuşun ne kadar biçimsel olacağını belirler.

Öğrenme

Bir sunuş dinleyicilere bilgi mesajı verir. Yetişkinlerin öğrenimi konusunda önde gelen otoritelerden birisi olan Dr. Malcolm Knowles, Yetişkin Öğrenci: İhmal Edilmiş bir tür adlı kitabında, neredeyse 20.yy. lın ortalarına kadar, "hem çocukların hem yetişkinlerin eğitimi için tek bir teorik yapı vardı: pedagoloji.

Pedagoloji

Pedagoloji, "çocukları eğitme sanatı ve bilimi" olarak tanımlanır. Bunun kökenleri romanın yıkılışına kadar gider. romanın düşüşünden sonra, bu varsayımlar putperestlik olarak görüldü ve 7. yy. da yasaklandı.

Pedagolojinin mesajı şudur: "Bu böyledir, buna inan ve bunu hatırla".

Andragoloji

"Andragoloji", yetişkinleri eğitme teorisini tanımlamak için kullanılan bir terimdir. Yetişkin eğitiminin mesajı şöyledir: "İşte sana bilgi, bunu al ve sana yararlı olacağını düşünüyorsan kullan".

Deneysel Öğrenme mi, Konferans mı?

Yetişkinler en iyi deneysel olarak yani, birşeyle bağlantı kurarak ya da bir şey yaparak öğrenirler.

Deneysel öğrenimin çeşitli düzeylerini bir sunuşa aktarmanın sayısız rolü bulunmaktadır. Kuşkusuz, deneysel sunuşlar geliştirirken göz önünde bulundurulması gereken iki değişken, mevcut zaman ve dinleyicilerin esneklik derecesidir.

3. BÖLÜM - SUNUŞUN ÖĞELERİ

Mesajlar bir çok yoldan (sözlü sunuşlar, resimler, doğa) iletilir.

Sunuş Hazırlamanın Dokuz Aşaması

1. Sunuş analizini yapma.

2. Veri toplama.

3. Verilerin düzenlemesini yapma.

4. Sunuşun planını çıkarma.

5. Metni yazma.

6. Görsel yardımcıları kararlaştırma.

7. Metni konuşmaya dökme.

8. Sunuşu prova etme.

9. Sunuşu yapma.

Veri Toplama

Konuşmacı: Bilgi deponuzdaki verileri etkili biçimde hatırlamanın yolu beyin fırtınasıdır.

Organizasyonun Dosyaları: Şirketin dosyaları sunuş geliştirmek için mükemmel bir bilgi kaynağı olabilir. Notlar, mektuplar, politika ile ilgili yöntem ve broşürler raporlar, istatistikler gibi şeylerin tümü potansiyel bilgi kaynaklarıdır.

Görüşmeler: Bilgiye ihtiyaç duyulduğunda gösterilen ilk tepki bilen birisine sormaktır. Aynı ilke bir sunuş için veri toplamada da geçerlidir.

Verilerin Düzenlenmesi

Sunuşun hedefleri açık ve konuşmacının hitabetleri iyi olsa bile, içerik iyi düzenlenmemişse dinleyiciler hayal kırıklığına uğrayacak ve zaman yitireceklerdir. konuşmacı elindeki verileri düzenli olarak aktarırsa böyle bir sorun olmayacaktır.

Kilit Düşünce

Kilit noktaları belirlemeden önce, konuşmacının kilit düşünceyle ilgili bir ifade geliştirmesi gerekir. Kilit noktalar buradan çıkarılır. Kilit düşünce, etrafında kilit noktaların geliştirileceği sunuşun özüdür.

Kilit Noktalar

Kilit noktalar, kilit düşüncelerden çıkarılır. Larry Samovar ve Jack Mills kilit noktaların seçilmesi ve ifade edilmesi için bir dizi yol göstermişlerdir:

1. Her nokta kilit düşün cenin bir ürünü olmalıdır.

2. Her nokta öteki kilit noktalardan farklı olmalıdır.

3. Kilit noktalar kilit düşünceyi yeterince tartışmalıdır.

Ana Noktaların Sıralanması

Verileri düzenlemenin birkaç değişik yolu bulunmaktadır:

1. Kronolojik. Eğer ana noktalar en iyi kronolojik sıraya göre geliştiriliyorsa bunları ortaya çıkacakları zamana göre sıralayın.

2. Tarihsel. Eğer ana noktalar bir dönem meydana gelen değişikliklerle birlikte arka plan bilgisi de veriyorlarsa, sıralama tarihsel olmalıdır.

3. Mekansal. Örneğin bir şirketin bölge ya da yöreye dayalı çalışmalarının tartışılması hakkında bilgi vermek amacıyla kullanılır.

4. Konuya Göre. Bu düzenleme konuyu mantıksal ya da doğal bileşenlerine ayırır.

5. Problem Çözümü. Bu düzenleme bir problemi, problemin nedeninin analizini ve önerilen Bir çözümü ortaya koyar.

Plan Çıkarma

Bir plan iki temel amaca hizmet eder. Fikirleri planda hiyerarşik bir sıraya koymak için semboller kullanılır. Ortaya çıkan plan şuna benzer:

I. Ana nokta

A. Kilit nokta

1. Destekleyici veri

2. Destekleyici veri

B. Kilit nokta

II. Ana nokta

Bu plandaki her bölüm yalnızca bir fikri gösterir.

Metin Yazma

Uzunluğu ne olursa olsun sunuş asla ezberden yapılmamalıdır; Çünkü sunuşun dinamikleri çok karmaşıktır. Ama notlara da çok fazla bağlı kalmayın. Notlar sadece hafızayı canlandırır.

Yazılı Metni Geliştirme

Yazılı metin sözlü sunuştan farklıdır. Hem mesajı ham sunulacak görsel metaryelleri tanımlar. Yazılı metin kendi kendine yeterlidir. Sözlü sunuş olmadan da anlaşılabilir.

Yazılı Metnin Bölümleri

Yazılı metinde, plandaki dört bölüme denk düşen dört bölüm bulunur.

Giriş: Dinleyicilerin konuşmacıyla ilgili ilk izlenimlerine katkıda bulunur. Bazı konuşmacılar dinleyicinin dikkatini hemen konunun üstüne yoğunlaştıracak bir cümleyle başlarlar. Dinleticiye yönelmek ya da neden bir araya getirildiklerinden söz etmek dinleyiciyi anında konunun içine çekecektir.

Kilit Düşünce: Kilit düşünce sunuşun hedefidir. Sunuşun neyi gerçekleştireceğini söyler.

Gelişme: Bu kısım hem plandaki her bir noktanın ayrıntılarının tartışılmasını, hem de kilit noktayı destekleyici veriler içerir.

Sonuç ya da Kapanış: Etkili olması için sonuç bölümü dinleyicinin dikkatini iletilen mesaja yöneltmeli ve dinleyicilere bir tamamlanmışlık duygusu vermelidir.

Son Taslağı Hazırlama: Askerlikle ilgili bir deyişte olduğu gibi: "Onlara ne söylemeye geldiğinizi söyleyin, söyleyeceklerinizi söyleyin ve arkasından ne söylediğinizi söyleyin." Bu bir sunuşun yapısı içinde geçerlidir.

Görsel Yardımcıları Belirleme: Bazı konuşmacılar önce yaratıcı ve ilginç görsel araçları seçip, daha sonra da sunuşu bunları kapsayacak şekilde yazma yanlışına düşüyor. Bu, süreci tersine çevirir. Doğru sıra sunuşu yazmak, sonra hangi görsel araçların kullanılacağına karar vermektir.

METNİ KONUŞMAYA DÖNÜŞTÜRME

Yazılı bir sunuşun dili ve stili, sözlü bir sunuşun dili ve stiliyle aynı olamaz. Bu nedenle sözlü sunuş yapmadan önce yazılı metni konuşma stiline çevirmeniz gerekir. Bir konuşma stili geliştirmek için önerilen bazı ilkeler şunlardır:

1. Şahıs zamirleri kullanın.

2. Kısaltmalar kullanın.

3. Günlük sözcüklere dayanın

4. Kısa ama çok fazla olmayan bağlaçlar kullanın.

5. Argo, jargon ve akrostiklerden kaçının.

6. Olumlu sözcükler kullanın.

7. Cümleleriniz kısa olsun.

Rahat ve sohbet eder gibi konuşmak yapaylığı azaltır ve tek tek her dinleyicide sadece kendisine konuşuluyormuş hissi uyandırır.

4. BÖLÜM

Görsel Araçların Kullanılması - Görsel Araçlar Sunuşlara 

Nasıl Katkıda Bulunur?

Görsel araçlar fikirleri güçlendirir, berraklaştırır ve açıklığa kavuşturur.

Sunuşa Yardımcı Araçlar

Sunuşa yardımcı araçlar üç kategoriye ayrılır: sessiz görsel araçların kapsamına yazı tahtaları, yazı levhası, projeksiyonlar gibi görsel araçlar girer. İşitsel araçlar teyp, makaralı teyp ve plakları kapsar.

Prejoksiyonlar: Projeksiyonlar ya da saydam göstericiler hem küçük hem de orta büyüklükteki dinleyici grupları için elverişlidir. Etkili olması için net ve okunaklı olmalıdır.

Konuşmacının dia üzerindeki belirli noktaları göstermesi için bir çubuk kullanması gerekir.

Slaytlar: Slaytlar, renk, fotoğraf, film ve çizim kullanmak için mükemmel araçlardır. Işıkların açılıp kapanması sırasında dinleyicinin dikkati dağılacağından, konuşmacı bu anlarda akışı nasıl koruyacağını planlamalıdır.

Filmler: Film, bir teoriyi, kavramı, tekniği ya da süreci pekiştirmenin iyi bir yoludur. Konuşmacı sunuşun mesajını desteklemek amacıyla filmi iyi analiz etmelidir

Yazı Tahtaları: Siyah zemine beyaz, yeşil zemine sarı renkli tebeşir daha iyi gider. El yazısı da okunaklı olmalıdır. En büyük dezavantajı tahta silinince bilginin yok olmasıdır.

Yazı Levhası: Yazı levhası bir yazı sehpasına, duvara ya da tahtaya iliştirilebilen büyük boy boş kağıtlardan meydana gelir.

Yazılı Materyal: Yazılı materyaller; görsel araçlarda ya da sunuş sırasında sunulan metaryelin kopyalarını ek bilgileri, istatistiksel verileri ve hatta sunuş metnini içerebilir.

Grafikler: Grafikler sessiz görsel araçların bir biçimidir. Çoğu kez bir konu bazı grafik türlerini kullanarak daha iyi aydınlatılabilir.

Telekonferans: Masrafların yükselmesi nedeniyle değişik coğrafi bölgelerde yaşayan insanlar arasında bağlantı kurmak için telekonferans yöntemi kullanılıyor. Telekonferans, ayrı yerlerdeki bireylerin, karşılıklı etkileşim amacıyla telekominikasyon sistemlerinden yararlanmasıdır.

5. BÖLÜM

KONUŞMACININ LİDERLİK ROLÜ

GRUP DAVRANIŞLARI 

Grup davranışları bir gruptaki tek tek bireylerin sergilediği davranışların bir bileşkesidir. Sadece bir grubun üyesi olmakla grup davranışı hakkında çok şey öğrenebilirsiniz. Her grup yaşam süresi boyunca bir parça değişir ve gelişir. Buna "grup dinamikleri" denilmektedir. 

Grup Dinamiklerinin Öğeleri 

Grup dinamiklerine katkıda bulunan belli başlı altı öğe mevcuttur: misyon, normlar, yapı, roller, liderlik ve iletişim.

Gruplar ister gönüllü ister gönülsüz kurulsun, bir amacı başarmak için oluşur. Kendi misyonlarını kendileri belirleyebilir ya da misyon grubun dışındaki bir güç tarafından önceden belirlenebilir. Her grubun özgül değer ve standartları vardır. Misyonunu başarıyla yerine getirmek için grubun izlediği süreci böylesi değerler ve standartlar yönlendirir. Bu süreçte lider çok önemli bir rol oynar. Etkili ve verimli grup performansı iletişimle doğrudan ilintilidir.

Grup Üretkenliği

Grup üretkenliğini etkileyen iki faktör bulunmaktadır. Birincisi, grup içindeki her bir bireyin tutumu grubun oluşturacağı sonuçları etkiler. İkincisi, grup üretkenliği bir bütün olarak grubun kollektif davranışına bağlıdır. 

Bireysel Davranış.

1) Grup üyeliğine isteğiniz dışında seçilmiş olsanız bile aktif bir katılım gösterip göstermeyeceğinizi kararlaştıracak olan kişi sizsiniz

2) Rol özdeşmesidir. Bazı bireyler ait oldukları grupta lider olmak için güçlü bir istek taşır.

3) kabullenmedir. Kendinizi grubun bir parçası olarak görüyor musunuz? Grup sizi bir üye olarak kabul ediyor mu?

4) sevgidir. Düşünceli ve sevecen davranış, kendi kendine motive olmuş, özsaygıya sahip ve aktif katılım göstermeye aday bir kişi olmanın işaretidir. Bir sunuşa katılma payınızı bu konuların her birini ne kadar iyi çözdüğünüz belirler.

Kollektif Davranış. 

Bir grubun performansını etkileyen ikinci faktör, üyelerin grup üretkenliğinin önündeki engellerle nasıl başa çıktığıdır.

Karar Alma

Sunuş bir karar alma ihtiyacını doğurabilir. Grup kararları iki kategoriye -süreç ve görev- ayrılır. Süreç kararları bir görevin nasıl başarılacağını kararlaştırır. Görev kararları ise doğrudan grubun ortaya koyduğu ürünle bağlantılıdır. Grup kararları otoriteye çoğunluğa ya da mutabakata dayalı olarak alınabilir. Otoriter bir karar, özel bir birey ya da bireyler tarafından alınır. 

Problem Çözme

Etkili problem çözümü mantıksal bir atak planını izler. 

LİDERLİK 

Bir lider grubun amacına ulaşılmasını kolaylaştırdığı zaman etkili olur. Konuşmacı kişisel saldırılara kutuplaşmaya ve düşmanlığa engel olmalıdır. 

Liderlik Yaklaşımları

Esas olarak iki liderlik yaklaşımı -dolaysız ve dolaylı- bulunmaktadır. Sunuşlarda her ikisi de geçerlidir. Dolaysız liderlik yaklaşımında konuşmacı; dinleyici, konuyu ve sunuştan çıkan sonucu mutlak olarak kontrolü altında tutar. Sadece sunuşta nelerin yer alacağını belirlemekle kalmaz, sunuşun yönünü ve vurgusunu da belirler. Dolaylı liderlik dinleyicilerin daha fazla kontrol sahibi olmasına izin verir.

Sorumluluk

Dinleyiciler konuşmacının belirli rolleri yerine getirmesini beklerler. Konuşmacının sadece üç temel sorumluluğu -kolaylaştırma, özendirme ve kontrol etme- vardır. Konuşkan dinleyicilerin tartışmaya egemen olmasını engellemeli ve konuşmacının konuşmayı hedefe yönelik tutması gerekir.

Güven Oluşturma

Webster's New Collegiate Dictionary, "güven"i şöyle tanımlıyor: "Birisinin ya da birşeyin karakterine, yeteneğine, gücüne veya gerçekliğine kesin biçimde bel bağlama." Güve iki yönlü bir süreçtir. Güven duyan kimseye güven duyulur.

Mizah

Çoğu sonuçlar mizaha başvurmak için fırsatlar meydana getirir. Sunuşlarda mizaha başvurmanın iki yol gösterici ilkesi vardır. Dinleyicilerin oluşturduğu gülüşmelere katılın ve kişisel hatalarınıza gülün.

DINLEYİCİLERİ SUNUŞA KATMA

Dinleyiciyi Konuşmaya Teşvik Etme

Birincisi, hedeflerinizi (sunuşla ve dinleyicilerle ilgili hedeflerinizi ) önceden analiz edin. İkincisi, tüm sunuşu planlayın. Üçüncüsü, konunuzu tanıtmak için yeterince zaman ayırın. Giriş önemlidir! Bu, konuşmacı ve dinleyicilerin kendilerine alışmasını sağlayan bir süreçtir. Dördüncüsü, soru ve cevaplar, grup tartışmaları, görsel araçlar, örnek olay incelemeleri ve rol canlandırması rolüyle mesajı hayata geçirmeleri için dinleyicilere bir şans tanıyın.

Dinleyici yanıtları

Aktif ve uygun biçimde karşılıklı etkileşime girenler, bir şey söylemeyenler söz konusudur. Öte yandan, konuşma üzerinde tekel kuranlar tüm konuşmaları kendileri yapmak ister. Konuyu değiştirmek ya da tartışmaya yeni bir konu sokuşturmak isteyenlere yandan dolananlar deniyor.

Konuşmacının Yanıtları

konuşmacılar iddialı insanlardır. Katılımı özendirmekte anahtar konuşmacının tutumudur. 

BEKLENMEYENİ YÖNETME: Dinleyici Davranışları

Düşman Katılımcı:

Düşmanlık bir protesto ifadesidir. Birey konuyu konuşmacıyı organizasyonu ya da kişisel baskıları protesto ediyor olabilir. Düşmanlık konuşmacıda korku duyguları uyandırabilir. Bu düşmanca durumu yönetmenin en iyi yolu nedir? Dinleyici düşmanlığını yönetmek önce, özkontrolü korumayı; sonra da düşman katılımcı üzerinde kontrol kurup sürdürmeyi gerektirir. Düşmanca tavrı kontrol etmek için, kişisel düşmanlığı dağıtmaya çalışın. Düşman katılımcıdan kaçmak ya da onu önemsememek sadece sunuştan birşeyler alıp götürür.

Gönülsüz Katılımcı. 

Sunuşta olmayı istemeyen bir dinleyici genellikle sandalyeye yayılma bir şeyler karalama ya da uyuklama gibi pasif sözsüz davranışlar sergileyecektir. Bazı insanlar konuşmacı kim olursa olsun ya da mesaj ne kadar değerli olursa olsun sunuşlara katılmaktan heyecan duymaya bilir. 

- - -]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title>YENİ ÜYELER TANIŞMA BÖLÜMÜ</title>
			<link>http://sanalodev.com/showthread.php?tid=1013</link>
			<pubDate>Wed, 14 May 2008 15:36:40 +0100</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://sanalodev.com/showthread.php?tid=1013</guid>
			<description><![CDATA[arkadaş buraya yeni üyelerle eski arkadaşlarımızı kaynaştırmaya,arkadaş olma ve birbirimize yardım etmek için kullanalım.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[arkadaş buraya yeni üyelerle eski arkadaşlarımızı kaynaştırmaya,arkadaş olma ve birbirimize yardım etmek için kullanalım.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title>önemli kişilerden bilgiler2</title>
			<link>http://sanalodev.com/showthread.php?tid=1012</link>
			<pubDate>Wed, 14 May 2008 15:20:13 +0100</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://sanalodev.com/showthread.php?tid=1012</guid>
			<description><![CDATA[Ebu abdullah muhammed bin musa
Arap bilgini
doğum yeri ve tarihi belli değil.850'de harizm'de öldü.
cebir ve trigonometri bilimlerinin kurucusu sayılır.astronomi dalındada önemli eserleri vardır.

Bilgin,küçük dergilerden meydana gelen bir eser yazdıktan sonra bir süre Bağdat'da görev yaptı ve asıl ününü burada kazandı.
Hindistana gitti ve orada matematik ile uğraştı.Bağdat'a döndükten sonra bir arkadaşının kütüphanesinde kitap yazmaya başladı.En önemli eseri ''Cebir ve mukayese hesabıdır.''Harizmi'nin diğer bir önemli kitabıysa ''enlem-boylam kitabı'dır.''
bu kitap bir atlas görevi görüp gelecek bilginlere ufuk olmuştur.
== harizmi == --leonardo da vinci italyan bilgini 1452'de vinci'de (italya) doğdu,1519'da ambroise'de (fransa) öldü. evrensel dahi

xv.yüzyılın sonlarında sanat ve edebiyatın yeniden doğuşu olan rönesans'ın doğmasında ve ilerlemesinde büyük rolü vardır. bu dev sanatçı sadece dahi bir ressam ve heykel traşçı olmakla kalmamış aynı zamanda;matematikçi,astronomi bilgini ve mimarlık yapmıştır.çağın ilerisinde ilerleyen bu dahinin bazı icatlarının arasında şunlar vardır;tesviye havuzu,planör,dalgıç elbisesi,paraşüt,tank,yeraltı kalesi.otuzüç el ateş edebilen mitrayöz bunlar arasındadır.Bu dahi'nin en büyük baş yapıtı ise mona lisa'dır]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Ebu abdullah muhammed bin musa
Arap bilgini
doğum yeri ve tarihi belli değil.850'de harizm'de öldü.
cebir ve trigonometri bilimlerinin kurucusu sayılır.astronomi dalındada önemli eserleri vardır.

Bilgin,küçük dergilerden meydana gelen bir eser yazdıktan sonra bir süre Bağdat'da görev yaptı ve asıl ününü burada kazandı.
Hindistana gitti ve orada matematik ile uğraştı.Bağdat'a döndükten sonra bir arkadaşının kütüphanesinde kitap yazmaya başladı.En önemli eseri ''Cebir ve mukayese hesabıdır.''Harizmi'nin diğer bir önemli kitabıysa ''enlem-boylam kitabı'dır.''
bu kitap bir atlas görevi görüp gelecek bilginlere ufuk olmuştur.
== harizmi == --leonardo da vinci italyan bilgini 1452'de vinci'de (italya) doğdu,1519'da ambroise'de (fransa) öldü. evrensel dahi

xv.yüzyılın sonlarında sanat ve edebiyatın yeniden doğuşu olan rönesans'ın doğmasında ve ilerlemesinde büyük rolü vardır. bu dev sanatçı sadece dahi bir ressam ve heykel traşçı olmakla kalmamış aynı zamanda;matematikçi,astronomi bilgini ve mimarlık yapmıştır.çağın ilerisinde ilerleyen bu dahinin bazı icatlarının arasında şunlar vardır;tesviye havuzu,planör,dalgıç elbisesi,paraşüt,tank,yeraltı kalesi.otuzüç el ateş edebilen mitrayöz bunlar arasındadır.Bu dahi'nin en büyük baş yapıtı ise mona lisa'dır]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title>ünlü kişilerden bilgiler</title>
			<link>http://sanalodev.com/showthread.php?tid=1011</link>
			<pubDate>Wed, 14 May 2008 15:07:06 +0100</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://sanalodev.com/showthread.php?tid=1011</guid>
			<description><![CDATA[Charles-Émile Reynaud, Fransız mucit. 1844'te montreuil-sous-Bois'da (Fransa) doğdu,1918'de Ivry-sur-seine'de (Fransa) öldü. ilk canlı resim filmlerini yaptı ve gösterdi.

émile Reynaud,sinemada canlı resim tekniğinin yaratıcısı sayılır.Mucit bir hareketin bir kaç ayrı hareketten oluştuğunu göz önünde bulundurarak,o hareketi parçalarına ayırıp bunların elle yapılan resimlerini alıcıya tek tek çevirmeyi tasarladı.Bu amaçlaönce resimleri hareketlendiren optik bir oyuncak yaptı,sonra da Işıklı pantomimleri icad etti.Reynaud saydam bir filmin üzerine küçük resimler çizip bunları boyuyor ve sonrada bunları perdede hareketli olarak canlandırıyordu.Fakat bu iş hem çok zordu,hem de büyük titizlik istiyordu.émile Reynaud bütün çalışmalarına rağmen bu işten pek gelir sağlayamamıştı.fakat bu konuyla ilgilenen Courtet, 1907 yılında büyük resimler çizmeyi ve bu resimlerin teker teker fotoğraflarını çekmeyi düşündü ve bu düşüncelerini gerçekleştirerek canlı resmi dünyaya tanıtmayı başardı.

"http://tr.wikipedia.org/wiki/Emile_Reynaud"'dan alındı
Eugéne Chevreul Fransız kimyacısı 1786'da Angers'de (Fransız) doğdu.1889'da paris'te öldü. mumu,sabunu ve birçok boya maddesini icat etti.buluşlarıyla ressamlara yepyeni ufuklar açtı.

Ölümünden birkaç ay önce 103 yaşına basan Chevreul,hala araştırmaya devam ediyordu.Hala öğrenmek ve bilim dünyasında daha fazla yenilik yapmaya çalışıp didiniyordu.Daima başka yeni bilgiler elde etmek amacıyla harcadığı çabaya çevresindekiler şaşıyordu. Yağlı cisimler üzerindeki kimyasal araştırmaları,ona stearin'in (yağlarda bulunanve gliserinle stearik asitten birleşmiş olan beyaz madde)özelliklerini keşfetmek ve giderek ekonomik,kokusuz,modernmumları yapmıştır.Yaptığı mumlar özelliklede yanınca pis kokan ve tüten balmumlarının yerini aldı.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Charles-Émile Reynaud, Fransız mucit. 1844'te montreuil-sous-Bois'da (Fransa) doğdu,1918'de Ivry-sur-seine'de (Fransa) öldü. ilk canlı resim filmlerini yaptı ve gösterdi.

émile Reynaud,sinemada canlı resim tekniğinin yaratıcısı sayılır.Mucit bir hareketin bir kaç ayrı hareketten oluştuğunu göz önünde bulundurarak,o hareketi parçalarına ayırıp bunların elle yapılan resimlerini alıcıya tek tek çevirmeyi tasarladı.Bu amaçlaönce resimleri hareketlendiren optik bir oyuncak yaptı,sonra da Işıklı pantomimleri icad etti.Reynaud saydam bir filmin üzerine küçük resimler çizip bunları boyuyor ve sonrada bunları perdede hareketli olarak canlandırıyordu.Fakat bu iş hem çok zordu,hem de büyük titizlik istiyordu.émile Reynaud bütün çalışmalarına rağmen bu işten pek gelir sağlayamamıştı.fakat bu konuyla ilgilenen Courtet, 1907 yılında büyük resimler çizmeyi ve bu resimlerin teker teker fotoğraflarını çekmeyi düşündü ve bu düşüncelerini gerçekleştirerek canlı resmi dünyaya tanıtmayı başardı.

"http://tr.wikipedia.org/wiki/Emile_Reynaud"'dan alındı
Eugéne Chevreul Fransız kimyacısı 1786'da Angers'de (Fransız) doğdu.1889'da paris'te öldü. mumu,sabunu ve birçok boya maddesini icat etti.buluşlarıyla ressamlara yepyeni ufuklar açtı.

Ölümünden birkaç ay önce 103 yaşına basan Chevreul,hala araştırmaya devam ediyordu.Hala öğrenmek ve bilim dünyasında daha fazla yenilik yapmaya çalışıp didiniyordu.Daima başka yeni bilgiler elde etmek amacıyla harcadığı çabaya çevresindekiler şaşıyordu. Yağlı cisimler üzerindeki kimyasal araştırmaları,ona stearin'in (yağlarda bulunanve gliserinle stearik asitten birleşmiş olan beyaz madde)özelliklerini keşfetmek ve giderek ekonomik,kokusuz,modernmumları yapmıştır.Yaptığı mumlar özelliklede yanınca pis kokan ve tüten balmumlarının yerini aldı.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title>13 ve 14. Yüzyıl Türk Edebiyatı</title>
			<link>http://sanalodev.com/showthread.php?tid=1010</link>
			<pubDate>Fri, 02 May 2008 22:23:06 +0100</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://sanalodev.com/showthread.php?tid=1010</guid>
			<description><![CDATA[13 ve 14. yüzyıllarda Anadolu, siyasal bakımdan pek çok kargaşanın yaşandığı bir dönemdi. 13. yüzyılda Anadolu'da dört devlet vardı: Selçuklular, ilhanlılar, Bizans ve Trabzon Rum imparatorluğu. Bunların en giiçlüsü Selçuklular idi.
Selcukluların Moğollar tarafından 1243 yılında Kosedag savaşı ile yıkılması sonucu Anadolu'da bir cok beylikler kuruldu. Beyliklerin her biri kendi bağımsızlığını ilan etti. Bu kez beylikler arası savaşlar başladı. Osmanlı Beyliği 1299 yılında kuruldu ve diğer beyliklerle yaptığı savaşlar sonucu gelişip güçlendi.

13 ve 14. yüzyılda Anadolu'da düşünce hareketlerinin merkezi Konya ve dolaylarıdır. Moğol akınlarından korunmak amacıyla Türkmenistan Horasan'dan pek cok alperen gelerek Anadoludaki beyliklerin saraylarına sığındılar ve tasavvuf düşüncesini yaymaya başladılar. Bu ortamda tasavvuf edebiyatı doğdu. Daha sonraki yüzyıllarda da gelişip yayıldı.

Tasavvuf alanında; Mevlana, Hacı Bektaş Veli, Yunus Emre, fieyyad Hamza, Ahmet Fakih, Nesimi, Gülflehri, Sultan Veled gibi pek çok sanatçı eserler verdi. Aynı yüzyıllarda din dışı konularda, Hoca Dehhani, Ahmedi, Hoca Mes'ut eserler verdi. Bir taraftan da İran-Arap edebiyatından çok sayıda çeviriler yapıldı. 1360 yılında Kul Mes'ut tarafından "Kelile ve Dimne" adlı fabl kitabı Türkçeye çevrildi.

Bu yüzyıllarda halk edebiyatı alanında "Battalname" ile "Danişmend-name" adlı eserler yazıldı. Bunlardan "Battalname&#8217;de Seyit Battal Gazi'nin din uğruna Bizans'a karşı giriştiği mücadelelerden söz edilir." "Danişmend name&#8217;de ise Melik Ahmet ile oğlu Gazi Bey'in kahramanlıkları anlatılır. Bu öykülerde dinî inanclar ve ilahi yardımlar ön plandadır. Hz. Muhammet, Hz. Ali rüyâda görülür. Hızır gazilerin yardımcısıdır. Bu eserlerde eski Türk destan geleneğinin izleri islami karaktere bürünmüş nitelikte yaşatıldı.

Bu yüzyıllarda gerek dini (tasavvufi) gerekse din dışı konuları işleyen fikirler üzerinde, iranlı şairlerden Firdevsi, Nizami, Sadi, Feridüddin Attar ile Farsça eserler yazan Mevlana'nın etkisi görülür. Bilim ve edebiyat yoluyla Arapçadan, Farsçadan dilimize sözcükler yanında bu dillere ait kurallar da girmeye başladı. Ancak 1277 yılında Karamanoğlu Mehmet Bey bir fermanla bunu önlemeye çalıştı. "Bugünden sonra, divanda, dergahta, barigahta, mecliste, meydanda &#8220;Türkçe den başka dil kullanılmayacaktır." Bu ferman dilimizi yabancı etkilerden korumaya yetmedi.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[13 ve 14. yüzyıllarda Anadolu, siyasal bakımdan pek çok kargaşanın yaşandığı bir dönemdi. 13. yüzyılda Anadolu'da dört devlet vardı: Selçuklular, ilhanlılar, Bizans ve Trabzon Rum imparatorluğu. Bunların en giiçlüsü Selçuklular idi.
Selcukluların Moğollar tarafından 1243 yılında Kosedag savaşı ile yıkılması sonucu Anadolu'da bir cok beylikler kuruldu. Beyliklerin her biri kendi bağımsızlığını ilan etti. Bu kez beylikler arası savaşlar başladı. Osmanlı Beyliği 1299 yılında kuruldu ve diğer beyliklerle yaptığı savaşlar sonucu gelişip güçlendi.

13 ve 14. yüzyılda Anadolu'da düşünce hareketlerinin merkezi Konya ve dolaylarıdır. Moğol akınlarından korunmak amacıyla Türkmenistan Horasan'dan pek cok alperen gelerek Anadoludaki beyliklerin saraylarına sığındılar ve tasavvuf düşüncesini yaymaya başladılar. Bu ortamda tasavvuf edebiyatı doğdu. Daha sonraki yüzyıllarda da gelişip yayıldı.

Tasavvuf alanında; Mevlana, Hacı Bektaş Veli, Yunus Emre, fieyyad Hamza, Ahmet Fakih, Nesimi, Gülflehri, Sultan Veled gibi pek çok sanatçı eserler verdi. Aynı yüzyıllarda din dışı konularda, Hoca Dehhani, Ahmedi, Hoca Mes'ut eserler verdi. Bir taraftan da İran-Arap edebiyatından çok sayıda çeviriler yapıldı. 1360 yılında Kul Mes'ut tarafından "Kelile ve Dimne" adlı fabl kitabı Türkçeye çevrildi.

Bu yüzyıllarda halk edebiyatı alanında "Battalname" ile "Danişmend-name" adlı eserler yazıldı. Bunlardan "Battalname&#8217;de Seyit Battal Gazi'nin din uğruna Bizans'a karşı giriştiği mücadelelerden söz edilir." "Danişmend name&#8217;de ise Melik Ahmet ile oğlu Gazi Bey'in kahramanlıkları anlatılır. Bu öykülerde dinî inanclar ve ilahi yardımlar ön plandadır. Hz. Muhammet, Hz. Ali rüyâda görülür. Hızır gazilerin yardımcısıdır. Bu eserlerde eski Türk destan geleneğinin izleri islami karaktere bürünmüş nitelikte yaşatıldı.

Bu yüzyıllarda gerek dini (tasavvufi) gerekse din dışı konuları işleyen fikirler üzerinde, iranlı şairlerden Firdevsi, Nizami, Sadi, Feridüddin Attar ile Farsça eserler yazan Mevlana'nın etkisi görülür. Bilim ve edebiyat yoluyla Arapçadan, Farsçadan dilimize sözcükler yanında bu dillere ait kurallar da girmeye başladı. Ancak 1277 yılında Karamanoğlu Mehmet Bey bir fermanla bunu önlemeye çalıştı. "Bugünden sonra, divanda, dergahta, barigahta, mecliste, meydanda &#8220;Türkçe den başka dil kullanılmayacaktır." Bu ferman dilimizi yabancı etkilerden korumaya yetmedi.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title>Güzel Konuşma Kuralları</title>
			<link>http://sanalodev.com/showthread.php?tid=1009</link>
			<pubDate>Fri, 02 May 2008 22:22:44 +0100</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://sanalodev.com/showthread.php?tid=1009</guid>
			<description><![CDATA[Güzel Konuşma Kuralları
1. Dinleyiniz. Doğru Ve Güzel Konuşmanın Ilk şartı Dinlemesini Bilmektir. Siz Dinlemesini Bilirseniz, Bu Alışkanlığın Sirayeti Yoluyla Herkes Dinlemesini Bilir Ve Siz De Dinlenen Bir Konuşma Yapabilirsiniz. Dinlenmeyen, Gürültülü, Ilgisiz Bir Yerde Güzel Konuşma Da Yapılamaz, Orada Konuşmanın Da Tadı Olmaz. 
2. Doğru Ve Güzel Konuşmanın Ikinci şartı, Onun Sağlam Ve Sistemli Bir Fikre Dayanmasıdır. Konuşarak Düşünme Yerine, Düşünerek Konuşma Esas Olmalıdır. Boş Konuşulmamalıdır. 
3. Konuşmanın Hazırlıklı Bir Sunuş Konuşması Olması Durumunda Hazırlığın Usulüne Göre Yapılması Ve Konuşmanın Planlanması şarttır. 
4. Konuşma Ne Bıktıracak Kadar Ağır, Ne De Makineli Tüfek Gibi Süratli Olmalıdır. 
5. Konuşma Ile Nefes Alıp Verme Ahenkli Olmalı, Nefessiz Ve Nefes Nefese Konuşulmamalı, Nefeslenme Sesi Hissedilmemelidir. 
6. Insanın Kişiliğini Yansıtan Sesin Konuşmada önemli Bir Unsur Olduğu Unutulmamalıdır. Zira Ses Dalgınlık, Korkaklık, Aptallık, Mahcupluk, Kibirlilik, Tatsızlık, Bünyece Zayıflık Vb. Bir çok özellikleri Ortaya Koyar. Kaba, Pürüzlü, Sert, Haşin, Hım Hım, Genizden Gelen, Ince Sesler Dinleyenler üzerinde Iyi Bir Etki Bırakmaz. 
7. Konuşmada Ses Tonu Sözün, Fikrin Ve Duygunun Mahiyetine Uygun Bir Tarzda Ayarlanmalıdır. Sesin Duyguları Yansıtmaya, Heyecanları Duyurmaya, Her Anlamı Ifadeye Elverişli Olması Ve Yerine Göre Tonunu Değiştirmesi De Konuşanın Başarısı Için önemli Bir Etkendir. 
8. Konuşmada Mümkün Olduğu Kadar Zengin Bir Kelime Kadrosu Kullanılmalı, Sınırlı Bir Dilden, Tekrarlanan Belli Kelimelerden Kaçınmalıdır. 
9. Konuşmada Kelimeleri Doğru Söylemeye özen Gösterilmelidir. Telaffuzun şive Ve Ağız özellikleri Taşımamasına çalışılmalı, Edebi Dil, Kültür Dili Ile Konuşmaya Gayret Edilmelidir. 
10. Konuşma Veciz Denecek şekilde ölçülü Olmalı, Mana Ve Fikir Ile Söz Arasında Seçkin Bir Uyum Olmalı , Söz Fikri Tam Ihata Ve Ifade Etmeli, Fikir Sözü Tam Doldurmalı, Ondan Taşmamalıdır. Söz Konuya Ve Mekana, Duruma Uygun Düşmelidir. 
11. Konuşmada Söz Açık Ve Seçik Olmalı, Anlaşılır Ve Tatminkâr Bir Vasıf Taşımalıdır. 
12. Konuşmada Cümleler Düzgün Olmalı, Cümle Yanlışı Yapılmamalı, Uzun Cümlelere Tam Hakimiyet Yoksa Mümkün Olduğu Kadar Kısa Cümle Tercih Edilmelidir. 
13. Konuşmada Doğrunun Yanında Güzel De Ihmal Edilmemelidir. Bunun Için Sanatkârâne Bir Dil Ve Ifade Kullanılmalı; Benzetmeler, Mecazlar, Başka Anlama Gelecek Kelimeler, Imâlar, Tezatlar, Tekrarlar, Parlak Anlamlar, Abartmalar, Kişileştirmeler, çift Anlamlı Ve Benzer Kelimeler, Paralellikler, ünlemler , Hitaplar, örnekler, Fıkralar Gibi çeşitli Söz Ve Anlam Ustalıklarına Yerli Yerinde Müracaat Olunmalıdır. 
14. Konuşmada Inandırıcı Olmaya Dikkat Edilmeli, Bunun Için Konuştuğuna önce Kendisinin Inandığını Ispat Eden Bir üslup Ve Tavır Ortaya Konmalıdır. 
15. Konuşmada Mimik Ve Jestlerden; Sözün Ve Fikrin âhengine Uygun Bir şekilde Ve ölçülü Olarak, şuurla Istifade Etmelidir. Ses Kadar, Vücudun Da Canlı Olması, Bezgin, Isteksiz Tavırlar Takınmak, Hatta Yerine Göre Anlamı Bakışlarımızla Da Ifade Etmek Dinleyenlerin Ilgisini çeker. 
16. Konuşmada Tek Bir Noktaya Değil, Dinleyenlerin Hepsine Ve Her Tarafa Bakacak şekilde ölçülü Ve Kavrayıcı Bir Hitap Tarzı Seçilmelidir. 
17. Konuşma Ne Doyurmayan Bir Kısalıkta Ne De Sabır Taşıracak Bir Uzunlukta Olmalıdır. 
18. Konuşmada Dinleyenlerin Nabzı Tutulmalı, Konuşmanın Dozu Dinleyenlerin Tepkilerine Göre Ayarlanmalıdır. Dinleyiciler, âdeta Bitir De Gidelim Diyen Yalvaran Gözlerle Size Bakmaya Başlamışlarsa Sözü Fazla Uzatmadan Konuşmayı Toparlamakta Fayda Vardır. Dinleyenlerin Bakışlarından Yapılan Bu Konuşmadan Haz Aldıkları Seziliyorsa Konuşma Aynı Canlılıkta örneklerle Biraz Daha Genişletilebilir. 
Güzel Konuşma Kurallarını Kısaca özetlemek Istersek: 
1. Dinleyiniz. 
2. Az Konuşunuz. şu Nükte Düşündürücüdür: 

Bir Bilgeye Sormuşlar: 
- Bir Insanın Zekasını Nereden Anlarsınız? 
- Konuşmasından. 
- Ya Hiç Konuşmazsa ? 
- O Kadar Akıllı Insan Yoktur Ki. 

3. çok Az şaka Yapınız. 
4. Zarif Iltifatlarda Bulununuz. 
5. Dedikodu Yapmayınız. 
6. övünmeyiniz. 
7. Muhatabınıza önem Veriniz. 
8. Kaba Ve Argo Sözlere Yer Vermeyiniz. 
9. Söyleyişe Dikkat Ediniz. 
10. 